Bir gün bir kadın Resûlüllah'a gelerek ya Resûlüllah, anam, zimmetinde adaklı oruç olduğu halde vefat etti. Onun yerine oruç tutabilir miyim? diye sordu. Resûlüllah (S.A.V.) buyurdu ki: "Annenin yerine oruç tut." (Müslim)

Cumhuru ulemaya göre, namaz için ne fidye vardır, ne de başkası yerine kaza edebilir. Buna dair hiçbir şey varid olmamıştır. Bazı alimler namazı da, oruca kıyaslayıp, onun için de, hem fidye verilir, hem de kaza edilebilir demişlerdir.

İhtiyarlık ve müzmin bir hastalık gibi bir mazeretten dolayı oruç tutamayan kimseye her gün için birer müd fidye lazım gelir. Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor:

وَعَلَى الَّذ۪ينَ يُط۪يقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْك۪ينٍ

"Fazla ihtiyarlık ve devamlı hastalık gibi sebeplerle "oruç tutmaya güç yetiremiyenler üzerine, bir yoksul doyuracak kadar fiyde vermek lazımdır." (El-Bakara: 184).

Bir denize veya bir kuyuya düşen masum bir canlıyı kurtarmak için orucunu bozan veya emzikli çocuğun sıhhatı için orucunu yiyen kadın, her gün için birer müd fidye vermekle beraber, gününe gün kaza etmesi icab eder.

Üzerinde kaza olan kimse ikinci ramazan gelinceye kadar kaza etmezse, ramazandan sonra kaza etmesi icab ettiği gibi, her gün için birer müd, iki ramazan üzerinden geçerse, her gün için ikişer müd, üç ramazan üzerinden geçerse, her gün için üçer müd fidye vermesi lâzımdır. Böylece üzerinden ne kadar sene geçerse, güne gün kaza etmekle beraber, tehir ettiği sene adedince de fidye vermesi icab eder. Meselâ, kazaya kalmış bir günlük orucun yirmi sene sonra kaza edileceğini farz edersek, kaza sahibi bir gün oruç tutar ve yirmi müd de fidye vermekle mükellef olur ve hakeza...