İmam Nevevi diyor ki: Bu hadis, Allah'a iman etmenin bütün farzların edasından mukaddem olduğuna delâlet eder.

Müslüman olmayanlar, İslâm devletinin gölgesi altında bütün hakları mahfuz, hürriyet içerisinde yaşamaları için Allah'ın ve onun Resûlü'nün zimmeti onlara verildiği, kâr ve zararda müslümanlarla müsavi tutuldukları halde, neden zekât hususunda müsavi tutulmamışlardır. Müslümanlardan zekât alınıyor da müslüman olmayanlardan niçin alınmıyor, diye bir çok kimse tarafından soruluyor.

Cevap olarak deriz ki: Zekât, içtimai bir vazife, mahrum ve muhtaç olan müslümanlar için belli bir hak ve mali bir vergi olduğu gibi, namaz ve oruç gibi İslâm'ın temellerinden bir temeldir. Müslüman olmayan, namaz ve oruç ile mükellef olmadığı gibi, zekât ile de mükellef değildir. Yalnız şunu ifade etmek isterim ki, müslüman olmayanları düşmanlarından korumak ve ictimai ihtiyaçlarını karşılamak için (müslümanlardan zekât alındığı gibi) onlardan da cizye alınır.

Çocuk ve delinin malı (nisaba baliğ olursa) mutlaka zekâta tabidir. Kendisi mükellef olmadığından velisi onun hesabına zekatını onun malından çıkarmak zorundadır. Çıkarmadığı takdirde büluğ çağına erdikten sonra geçmiş yılların zekâtını verecektir. Hanefi mezhebine göre çocuk ve deliye ait toprak mahsûlleri zekâta (Öşür) tabidir. Fakat diğer malları zekâta tabi değildir.

Zekât, Medine-i Münevverede hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır.

Kur'an-ı Kerim, zekât'a tabi olan malların nevilerini, şartlarını ve miktarlarını tâyin edip tahdit etmemiştir. Fakat Kur'an-ı Kerim'in hakiki müfessiri olan sünneti seniyye, onu beyan etmiştir. Kur'an-ı Kerimi halka tebliğ eden Allah Resûlünün elbetteki bu beyanı gerçektir. Açıkladığı her meselede tereddüt etmek imansızlığın ifadesidir.

Zekât, malın altı nev'inden vacibdir.

1- Ehlî hayvan.

2- Toprak mahsulleri.