Zekât ve sadaka hususunda muhtaç olan akrabaları tercih etmek gerekir. Akrabalardan sonra komşular, sonra diğer müslümanlar gelir.

Bir kimse, zekâta müstahak birisinden alacağı olup onu ödemesi şartiyle kendisine zekât verirse caiz değildir. Fakat şart koşulmadan borçlu, ondan aldığı zekâtı borcuna karşılık kendisine geri verirse beis yoktur. Yine borçlu olan kimse alacaklıya; "bana zekât verecek olursan zimmetimdeki paranı ödiyeceğime söz veriyorum" dese; alacaklı kendisine zekât verdiği takdirde o da borcunu kapatmak üzere aldığını iade ederse beis yoktur. Yalnız, verdiği sözü yerine getirmekle mükellef değildir.

Alacaklı olan kimse borçluya; "senden alacağımı sana zekât olarak devrediyorum" dese caiz değildir. Bir kimsenin sadakaya muhtaç olan kimsede bir miktar emaneten parası bulunsa, teslim almadan onu zekât olarak kendisine devredebilir.

Çocuk ve deliye zekât verilmek isteniyorsa, kendilerine değil velilerine verilmesi gerekir.

Bir kimse muhtaç bir kimseyi çalıştırıp ücretini verir, bunun yanında kendisine zekât da verirse caizdir. Fakat ücret vermeden sadece zekât vermekte yetinirse caiz değildir.

Bir kimse gücü yerinde olup fakat farzı ayn veya farzı kifaye olan bir bilginin öğrenimiyle meşgul olursa İslâma inandığı takdirde kendisine zekât verilebilir. Bunun için bugün çeşitli okul ve fakültelerde okuyan müslüman talebelere - muhtaç olduktan sonra - zekât verilebilir. Yeter ki bu ilim İslâm ve Vatana faydası dokunsun, müslümanların ahlakını bozan ve İslâma ters düşen okullar bunun dışındadır.

Devlet reisi veya onun vekili müslümanlardan topladığı zekâtı, nakliye masrafı ve bozulma tehlikesi gibi bir zaruret olmadan zekâtı satamaz, zekât olarak verileni müstahaklara vermek gerekir.

Zekâtını veren kimse bilmelidir ki verdiği zekât, Allahın malıdır ve Allahın emriyle onu veriyor. Bunun için verdiği zekât veya sadaka ile muhtaç olan kimseye başa kakmasın, onu yapmakla bütün sevabını yok etmiş olur.