"Yanakları vurup yakaları yırtan, cahiliyyet çağırmaları gibi çağıran kimse bizden değildir."

Bunu yapan kimse günahkâr da olsa meyyit için bir vebal yoktur. Yalnız böyle bir şey vasiyet etmiş ise kendisi de günahkârdır.

Ölünün yakın akrabaları için bir gün bir geceye kâfi gelecek kadar yemek yapmak, icab ederse yemek yemeleri için ısrar etmek sünnettir. Resûlüllah'ın amcası oğlu Cafer'in ölüm haberi gelince, Resûlüllah (S.V.) şöyle buyurdu:

اِصْنَعُوا لِآلِ جَعْفَرَ طَعَامًا فَقَدْ جَآءَهُمْ مَا يُشْغِلُهُمْ

"Cafer'in ev ehli için yemek yapın. Çünkü onları meşgul eden bir şey (ölüm) onlara gelip çattı." (Tirmizi)

Meyyiti, vefat ettiği yerde defnetmeyip başka yere götürmek caiz değildir. (Öldüğü yerden alıp başka bir beldeye götürmek) için yaptığı vasiyet muteber değildir. Ancak mübarek Mekke veya Medine veya Kudüs-ü şerife yakın olursa bunlardan birisine nakl etmekte beis yoktur. Binaenaleyh, Şam, Bağdat gibi şehirlerden her ne kadar büyük salih zatlar varsa da oraya cenazeyi götürüp defnetmek doğru değildir. Bir gün Ebu Ed-Derda (R.A.) Medine dışında bulunan Selman-ı Farisiye bir mektup yazarak: "Ölüm zamanı yaklaştı mukaddes şehirde vefat etmek için buraya gelmen lazım" dedi. Selman-ı Farisi (R.A.) de şöyle cevab verdi: "Mukaddes şehir, insanı takdis etmez. Onu takdis eden ancak onun iman ve amelidir."

Su mezarlığı basar veya belediye şeriata kulak verme-den orayı yola katarsa meyyiti nakletmek caizdir.

Bazı âlimler demişler ki: Bir sünni, ehl-i bid'at diyarında veya bir müslüman, küfür diyarında vefat ederse, imkân varsa uygun bir yere götürebilir.

Meyyitin nakli, gusül, tekfin ve namazı kılındıktan sonra olmalıdır. Meyyit toprağa verildikten sonra, kabri kazıp onu başka yere (Mekke, Medine veya Beytülmakdis de olsa) götürmek caiz değildir. Ancak bir kâfir Mekke veya Medine hareminde defnedilmiş ise, onu çıkarıp başka yere götürmekte beis yoktur.