Kadını yıkamak için en uygunu mahrem kadınlar, sonra yabancı kadınlar sonra kocası, sonra mahrem erkeklerdir. Mahrem olmayan akraba erkekler (amca oğulları gibi) ise yabancı sayılırlar.

Bir derecede olan birkaç kişi bir arada bulunsalar, yaşlı ve adil olanı meyyiti yıkamalıdır. Her hususta eşit iseler kura çekilir. Kâfir olan kimse kâfir akrabasını yıkamak için müslüman akrabasından daha uygundur.

Kocası vefat ettiğinden dolayı matem tutan kadın, vefat ederse ona güzel koku serpilebilir. Fakat ihram halinde vefat edenin, ne saçı ne tırnağı kesilir ve ne de üzerine güzel koku serpilebilir. Resûlüllah (S.V.) Arefe vakfesinde iken, onunla birlikte bulunup vefat eden bir sahabe hakkında şöyle buyurdu:

لَا تَمَسُّوهُ بِطِيبٍ وَلَا تُخَمِّرُوا رَاْسَهُ فَاِنَّهُ يُبْعَثُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مُلَبِّيًا

"Ona ne güzel koku serpin, ne de başını örtün. Çünkü o, kıyamet günü telbiye okurken ba's olunacaktır."

Ölünün dost ve akrabaları onun yüzünü öpebilirler. Çünkü Resûlüllah (S.V.) süt kardeşi olan Osman bin Mazun'u, vefatından sonra öpmüştür. Yine Resûlüllah (S.V.) vefat ettikten sonra, Ebubekir (R.A.) onu öpmüştür.

Ölünün vefatını başkasına bildirmekte beis yoktur. Zira camiyi süpüren fakir bir sahabe, gece vakti vefat etti ve aynı gecede defnedildi. Bunun üzerine Resûlüllah (S.V.) buyurdu ki:

"Ölümünü bana neden bildirmediniz?"

2) KEFENLEMEK

Ölüyü yıkadıktan sonra onu kefenlemek lazımdır. Hayatta hangi elbiseyi giyebildiyse onunla kefenlenebilir. Erkeğin hayatta iken ipekli ve saferanli ve benzeri elbiseleri giymesi caiz olmadığı gibi, onlarla kefenlenmesi de caiz değildir. Ölen kadın veya çocuk ise, bunlarla kefenlenmesi caiz ise de mekruhdur.