Bir kimse, bir fakirden bir miktar para veya bir miktar buğday alacağı bulunsa, ondan istihsal etmeden onu zekât olarak sayamaz. Ancak alacağını aldıktan sonra, kendisine zekât olarak onu geri iade edebilir. Veyahut kendi cebinden o fakire zekât verir, sonra fakir de aldığı zekât ile borcunu ödeyebilir. Yalnız verirken onu şart koşmak caiz değildir. Daha önce açıkladığımız gibi fitre halkın yediği şeylerin cinsinden olması gerekir; halk buğday yiyorsa buğday, arpa yiyorsa arpa çıkarılacaktır. Yarısı buğday, yarısı arpa çıkarılırsa caiz değildir.

ZEKÂTIN EDASI

Zekâta müstahak olanlar ile mal, hazır olduktan sonra, müstahakların ihtiyacını bir an evvel karşılamak için gecikme yapmadan zekâtı eda etmek gerekir. Binaenaleyh bir kimse mazeretsiz olarak zekâtını geciktirir ve malı telef olursa, zekâtını vermeğe mecburdur.

Kavli cedide göre, mal sahibi kendi zekâtını bizzat dağıtabilir ama kavl-i kadime göre, İslâm devleti müslümanların zekâtını toplarsa, mal sahibi bizzat zekâtı müstahaklara dağıtamaz, mutlaka devlete devretmeli, o dağıtım işini yapacaktır.

Her ibadette olduğu gibi zekâtta da niyet getirmek vacibdir. Niyetin şekli şöyledir:

هٰذَا فَرْضُ زَكَاةِ مَالِى

"Bu benim malımın farz olan zekâtıdır" Veyahut:

هٰذَا فَرْضُ صَدَقَةِ مَالِى

"Bu benim malımın farz olan sadakasıdır." denir.

Malı tayin edip bu, şu malımın farz olan zekâtıdır, şeklinde söylemek icab etmez.

Bir kimse, muayyen bir malın zekâtını vermek için niyet getirir, sonra mal telef olursa verdiği zekat, zekâtını vermediği başka bir malın zekâtı yerine geçmez.