KEFARET

Kefareti teşrî etmekten gaye, Allah namına verilip bilahare bozulan ahdi, miktarı malum olan fidye ile telâfi etmek veya bedenle edası mümkün olmayan ibadeti, mal ile eda edip fakir ve muhtaçlara yardım etmektir.

Yemin ile orucun kefareti, Kur'an-ı Kerim ve ahadisi nebeviyye ile sabit olmuştur. İnkârı için mahal yoktur. Mü'min, kaç defa yalan yere yemin etmiş ise, hayatta iken kefaretini verecektir. Şayet gaflet saikasıyla vermemiş veya imkân bulamamış ise, malından verilmesi için vasiyyet etmesi lâzımdır. Vefatından sonra malından çıkarılıp, vasiyyeti ifa edilecektir.

İhtiyarlıktan dolayı oruç tutamayan kimse, yine hayatta iken kefaretini vermeğe mecburdur. Hastalıktan veyahut hayız ve nifas gibi bir mazerete veya bir gaflete binaen oruç tutamamış ise, hayatta iken imkân varsa günü gününe kaza eder, yoksa keffaretin verilmesi için vasiyyet eder.

Namaza gelince: Şafiî mezhebinde ulemanın ekseriyetine göre, namazını terk etmiş olan kimse, namazını kaza etmekle mükelleftir. Fakat uyku veya unutkanlık gibi bir mazerete binaen terk etmiş ise kaza fevrî değildir. Mazeretsiz olarak terk etmiş ise fevrîdir. Yani uyku, yemek, içmek ve maişet için yapılan çalışma zamanı müstesna, kazalarını eda edinceye kadar, bütün boş zamanlarını kazaya hasredecektir.

Terk ettiği namazı kaza etmezse, kılmadığı namaz için cumhuru ulemaya göre kefaret yoktur. Bazı ulemaya göre de kefareti vardır. Buna göre ölen kimse vasiyet etmemiş ise, terk ettiği her namaz için, mutedil birer avuç buğday verilecektir. Hanefi mezhebine göre ölen kimse, kılmadığı namazlar için kefaretin verilmesini vasiyet etmiş ise, her bir namaz için üç avuç buğday veya bedeli verilecektir.

Kefareti farz kılmaktan gaye, yerinde olmayarak yemin edene, oruç tutmayana ibret olsun diye ceza vermek olduğu