genç, kuvvetli görünüyorsa, iddiasını ispat etmeden kendisine verilip verilmiyeceği hususunda ihtilaf vardır. Mutemede göre ispat etmeden kendisine verilir. Gücü yerinde olup, fakat şerefli bir aileye mensup olduğundan kendisine uygun bir iş bulamayan kimseye zekât vermek caizdir.

Mal bir yerde, mal sahibi de başka bir yerde olursa malın bulunduğu yerdeki müstahaklara zekâtın verilmesi gerekir. Malın bulunduğu yer çöp olup müstehak kimse bulunmazsa, veya oranın ahalisi zengin olup müstahak olan kimse bulunmazsa, zekâtı en yakın yere götürüp oranın müstehaklarına vermek icabeder.

Bir kimse, zekâtını birisine verir, sonra onun müstehak olmadığı ortaya çıkarsa bakılır; şayet zekâtını verirken "şunu zekât olarak sana veriyorum" diye söylemişse, verdiğini geri alacaktır, yoksa geri alamaz. Kesesinden gider.

Bir köyde sayıları az birkaç müstehak bulunsa, orada zekât dağıtımı olmadan evvel bu zekâta müstehak olurlar. Hatta zekât vacib olduktan sonra ve dağıtımından önce o müstehak-lardan biri ölürse, payı varislerine verilecektir. Keza o müste-haklardan biri, zekât vacip olduktan veya dağıtımından önce zengin olursa, yine zekât payını alacaktır. Ama müstehakların sayısı çoksa durum böyle değildir.

Yukarıda beyan edildiği gibi, zekât, İslâm'ın bir rüknü'dür. Belirli şartlar dahilinde her mükellefe vacib olduğu gibi, fakir ve muhtac olan kimseye sadaka verip yardım elini uzatmak da sünnettir. Ebu Said el-Hudrî, Peygamber (S.A.V.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Aç olan kimseye yemek yedirene, Allah, cennet meyvelerinden yedirecektir. Susuz olan bir mü'mine su içi-rene Allah, hiçbir elin değmediği cennetin beyaz şarabını içirecektir. Çıplak olanı giydiren kimseyi Allah, cennetin yeşil elbiselerinden giydirecektir."

Her zaman sadaka vermek sevaptır. Ancak Ramazan'da ve akrabalara verilen sadakanın sevabı daha büyüktür. Sadakaya muhtaç olan kimsenin sadaka vermesi caiz değildir.