FITIR ZEKÂTININ FARZ OLUŞUNUN HİKMETİ

Fıtır zekâtının farz oluşunun hikmeti, iki yönden mutalaâ edilebilir:

A) Oruç tutan kimse, yemekten, içmekten ve cinsi mukavenetten oruç tuttuğu gibi dili, göz ve kulağı, eli, ayağı ve sair azaları da menhiyattan oruç tutmaları gerekir. Fakat buna muvaffak olan çok nadir olduğundan, oruç tutanı günahlardan temizlemek ve orucun noksanını telâfi etmek için İslâm dini, fıtır zekâtını farz kılmıştır. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor:

اِنَّهَا طُهْرَةٌ لِلصَّائِمِ مِنَ اللَّغْوِ وَالرَّفَثِ

"O, (fıtır zekâtı) oruçlunun, fuzuli ve kötü sözlerinden temizleyicidir."

Veki bin El-Cerrah diyor ki: "Secde-i sehv, namazın noksanlarını telâfi ettiği gibi, fıtır zekâtı da orucun noksanlarını telâfi eder."

B) Bayram, şenlik ve sevinç günü olduğundan bu sevincin umumi olması icab eder. İslâm dini bunu gerçekleştirip fakir ve muhtaçları da sevincde ortak kılmak için, fıtır zekâtını farz kılıp, halkın yedikleri ne ise aynı cinsten kendilerine verilmesini emretti.

Bayram günü ve gecesi kendisinin ve ihtiyacını karşılamakla mükellef olduğu kimselerin normal olarak nafakaları, mesken ve elbiseleri ve sair ihtiyaçlarından başka bir şeye sahip olan kimse, hem kendisi için, hem kendilerine bakmağa mecbur olduğu kimseler için fıtır zekâtını vermekle mükelleftir.

Kendilerine bakmağa mecbur olduğu kimseler şunlardır:

l) Naşize olmayan, zengin de olsa zevce.

2) Usulü (Ana ve babaları)

3) Füruu (Çocuk ve torunları)