Bu mesele tartışma halindedir. Kimi altın ile, kimi de gümüş ile takdir edilecektir diyor. Fakat zamanımızda Ebu Zehra gibi âlimler, altının fiatı asırlardan beri değerini koruduğundan altın ile takdir etmek daha uygundur, diyorlar. Evrak-ı nakdiyye gümüş ile hesap edilse, hele Hanefi olan kimse için durum çok müşkülleşir. Çünkü Hanefi mezhebinde nisaba malik olan kimse, kurban bayramında kurbanı kesmekle mükellefdir. Bu duruma göre sadece 5950 liraya sahip olan kimse kurban almağa mecbur olduğundan aşağı yukarı bütün mevcut parası gidecektir. Ve aynı zamanda bu miktara sahip olan kimsenin zekât alması da caiz değildir.
Gümüş ve altının zekât miktarı kırkta birdir. Yirmi miskal altından yarım miskal, ikiyüz dirhem gümüşten beş dirhem çıkarılacaktır. Gümüş ve altın başka şeylerle karışık olursa, onun halisi nisabı doldurmayınca zekât lazım gelmez.
Kadının, israfa kaçmamak şartiyle her çeşit altın ve gümüşten olan süs eşyasını takması caiz olup zekâta tabi değildir. Fakat haddi aşıp israfa kaçarsa kadının süs eşyası da zekâta tabi olacaktır. Erkek için altın veya gümüşten bir süs eşyası yapılırsa caiz olmadığı gibi, zekâta da tabidir. Bir kimse hiçbir şey niyet etmeden veya kiraya vermek kasdı ile bir bilezik yaptırır veya satın alırsa zekât lazım gelmez. Burnu veya parmak başı kesilmiş veya dişi çekilmiş veya bozulmuş bir kimse, burun veya parmak başı veya dişini altından yapıtırırsa caizdir. Zekâta da tabi değildir. Çünkü Sait bin Arfeçe'nin, Külab günü burnu kesilmiş idi. Gümüşten bir burun yaptırdı, bilahare bu koku yaptığından Resûlüllah (S.A.V.) altından bir burun yaptırmasını emretti.
Yükleniyor...