وَهُوَ الَّذ۪ى فِى السَّمَٓاءِ اِلٰهٌ وَفِى الْاَرْضِ اِلٰهٌۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْعَل۪يمُ﴿٤٨﴾

84. O ki, gökte de İlâhtır, yerde de İlâhtır. O, hikmet sahibi, her şeyi bilendir.

وَتَبَارَكَ الَّذ۪ى لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۚ وَعِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِۚ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴿٥٨﴾

85. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü kendinin olan (Allah), yücedir. Kıyâmetin ilmi, O’nun yanındadır ve yalnız O’na döndürüleceksiniz.

مِنْ سُورَةُ الدُّخَانِ

44. DUHAN SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

حٰمٓۜ﴿١﴾

1. Ha. Mim.

{(bk. Bakara Suresi 1. âyet açıklaması, s.2)}

وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ﴿٢﴾

اِنَّٓا اَنْزَلْنَاهُ ف۪ى لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ اِنَّا كُنَّا مُنْذِر۪ينَ﴿٣﴾

2, 3. Açıklayan Kitab’a andolsun ki, gerçekten biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz uyarıcılar idik.

{“Burada geçen ‘mübarek gece’den maksad Kadir Gecesi veya Berâet Gecesidir.” (KMM., Duhân Suresi 3.âyet açıklamsı, s.495)}

ف۪يهَا يُفْرَقُ كُلُّ اَمْرٍ حَك۪يمٍۜ﴿٤﴾

اَمْرًا مِنْ عِنْدِنَاۜ اِنَّا كُنَّا مُرْسِل۪ينَۚ﴿٥﴾

رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۙ﴿٦﴾

4-6. O’nda (o gecede), katımızdan bir emirle hikmetli her iş ayrılır. Gerçekten biz Rabbinden bir rahmet olarak (peygamberler) göndericileriz. Şüphesiz O, hakkıyle işiten, her şeyi bilendir.

{“Kur’an kulûbe kut ve gıda ve ukule kuvvet ve gınâdır ve ruha mâ ve ziyâ ve nüfusa devâ ve şifâ olduğundan usandırmaz. Fakat en güzel bir meyveyi hergün yesek, usandıracak. Demek Kur’an, hak ve hakikat ve sıdk ve hidayet ve hârika bir fesahat olduğundandır ki, usandırmıyor, daima gençliğini muhafaza ettiği gibi tarâvetini, halâvetini de muhafaza ediyor.” (S., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şua, İkinci Suret, Dördüncü Nokta, s.378)

“Ve kezâ, maddî ve manevî bütün nimetlerin enva’ına fihriste ve kaynak olan İslâmiyet ve Kur’an nimeti de gayr-ı mütenahî hamdleri bil’istihkak istilzam eder.” (Ş., Yirmi Dokuzuncu Lem’a’dan İkinci Bab, Yedinci Nokta, s.759. Ayrıca bk. Yirmi Beşinci Söz, Kur’an Nedir? Tarifi Nasıldır, s.366)}

رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۢ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ﴿٧﴾

7. Eğer kesin inananlar iseniz (Allah), göklerin, yerin ve ikisinin arasındaki şeylerin Rabbidir.

لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْي۪ى وَيُم۪يتُۜ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ﴿٨﴾

8. O’ndan başka ilâh yoktur. (Her şeyi O) diriltir ve öldürür. (O) sizin de Rabbiniz ve sizden öncekilerin de Rabbidir.

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ وَمَاكَانُوا مُنْظَر۪ينَ۟﴿٩٢﴾

29. Onlara, gök de yer de ağlamadı ve onlara mühlet de verilmedi.

{“Şu âyet, mefhum-u muvafık ile şöyle ferman ediyor: ‘Ehl-i dalaletin ölmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlamıyorlar.’ Ve mefhum-u muhalif ile delalet ediyor ki: ‘Ehl-i imanın dünyadan gitmesiyle, semavat ve zemin, onların üstünde ağlıyorlar’. Yani: Ehl-i dalâlet, madem semavat ve arzın vazifelerini inkâr ediyor. Manalarını bilmiyor. Onların kıymetlerini iskat ediyor. Sâni’lerini tanımıyor. Onlara karşı bir hakaret, bir adavet ettiğinden elbette semavat ve zemin, onlara ağlamak değil, belki onlara nefrin eder, onların gebermesiyle memnun olurlar. Ve mefhum-u muhalif ile der: “Semavat ve arz, ehl-i imanın ölmesiyle ağlarlar.” Zira ehl-i iman ise (çünki) semavat ve arzın vazifelerini bilir. Hakikî hakikatlarını tasdik ediyor. Ve onların ifade ettikleri manaları iman ile anlıyor. ‘Ne kadar güzel yapılmışlar, ne kadar güzel hizmet ediyorlar.’ diyor. Ve onlara lâyık kıymeti veriyor ve ihtiram ediyor. Cenâb-ı Hak hesabına onlara ve onlar âyine oldukları esmâya muhabbet ediyor. İşte bu sır içindir ki, semâvat ve zemin, ağlar gibi ehl-i îmanın zevaline mahzun oluyorlar. ” (S., Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf, İkinci Noktanın İkinci Mebhası, s.638. Ayrıca bk. L., On Üçüncü Lem’a, On İkinci İşaret, s.86)}

وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِب۪ينَ﴿٨٣﴾

38. Biz, gökleri, yeri ve aralarındakini oyuncular olarak (oynamak için) yaratmadık.

مَا خَلَقْنَاهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ﴿٩٣﴾

39. Biz, o ikisini ancak hak ile yarattık. Fakat onların çoğu bilmezler.

مِنْ سُورَةُ الْجَاثِيَةِ

45. CASİYE SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

حٰمٓۜ﴿١﴾

1. Ha. Mim.

{(bk. Bakara Suresi 1. âyet açıklaması, s.2)}

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ﴿٢﴾

2. Kitab’ın indirilmesi, çok güçlü, hikmet sahibi Allah’tandır.