مَا قَدَرُوا اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَقَوِىٌّ عَز۪يزٌ﴿٤٧﴾

74. Onlar Allah’ı hakkı ile takdir edemediler. Şüphesiz Allah, elbette çok güçlüdür, mutlak galiptir.

{“Bu def’a rü’yada Fahr-i Âlem (A.S.M.) Efendimiz Hazretlerini gördüğüm vakit sûre-i Hacc’ın nihayetinde

ما قَدَرُوا اللهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِنَّ اللهَ لَقَوِىٌّ عَزِيزٌ

ilh. okuyarak ve Şah-ı Geylanî (kuddise sırruhu) Hazretlerini gördüğüm vakit, Sure-i Nur’da

لَيْسَ عَلَى الْاَعْمَى حَرَجٌ

âyetini kıraat ederek nevmden bîdar oldum. Ve anladım ki, bu âhirde Sünnet-i Seniyeye dair mühim bir risale yazıldığı için, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın makbulü olmuş ki, rü’yamda müşerref oldum. Ve o âyet Risale-i Nur’un hülâsasını ifade ettiği gibi, ehl-i gafleti şiddetli tehdid eder. (BL., Vezirzade Mustafa’nın fıkrasıdır, s.183)}

اَللّٰهُ يَصْطَف۪ى مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً وَمِنَ النَّاسِۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ بَص۪يرٌۚ﴿٥٧﴾

75. Allah, meleklerden ve insanlardan elçiler seçer. Şüphesiz Allah, hakkıyle işiten, kemaliyle bilendir.

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ اْلاُمُورُ﴿٦٧﴾

76. Onların önlerindekini de ve arkalarındakini de bilir. İşler yalnız Allah’a döndürülür.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ﴿٧٧﴾

77. Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin ve Rabbinize ibadet edin; hayır işleyin ki, muradınıza eresiniz.

وَجَاهِدُوا فِى اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ هُوَاجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍۜ مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ وَف۪ى هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ﴿٨٧﴾

78. Allah uğrunda, hakkı ile cihad edin. Sizi O seçti. Dinde üzerinize bir zorluk kılmadı; atanız İbrahim’in dini gibi. Size önceden o Müslümanlar adını verdi. Bunda da Peygamber size şahit olsun; siz de insanlara şahit olasınız, diye. Öyleyse namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin Mevla’nızdır. Ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcı!

{“Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise, herşey dosttur."

"Yârân istersen Kur’an yeter. Evet ondaki enbiya ve melaike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder."

"Mal istersen kanaat yeter. Evet kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden, bereket bulur."

"Düşman istersen nefis yeter. Evet kendini beğenen, belayı bulur zahmete düşer; kendini beğenmeyen, safayı bulur, rahmete gider."

"Nasihat istersen ölüm yeter. Evet ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.” (M., Yirmi Üçüncü Mektub sonu, s.282. Ayrıca bk. MN., Hubab ve Onuncu Risale, s.102 ve 219; NİK., Yedinci Ders, s.51)}

مِنْ سُورَةُ الْمُؤْمِنُونَ

23. MÜ’MİNUN SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

قَدْ اَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَۙ﴿١﴾

1. Gerçekten müminler kurtuluşa erdi.

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَۙ﴿٢﴾

2. Onlar ki, namazlarında mütevazıdırlar (huşû içindedirler).

وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَۙ﴿٣﴾

3. Onlar ki, boş şeylerden yüz çevirenlerdir.

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَۙ﴿٤﴾

4. Onlar ki, zekâtı yapanlar / verenlerdir.

{“Namaz

عِمَادُالدِّينِ

yani dinin direği ve kıvamı olduğu gibi, zekât da İslâmın kantarası, yani köprüsüdür. Demek; birisi dini, diğeri asayişi muhafaza eden İlâhî iki esasatırlar. Bunun için birbirine bağlanmışlardır...”

“Yani Müslümanların birbirine yardımları, ancak zekât köprüsü üzerinden geçmekle yapılır. Zira yardım vasıtası zekâttır. İnsanların heyet-i içtimaiyesinde intizam ve asayişi temin eden köprü, zekâttır. Âlem-i beşerde hayat-ı içtimaiyenin hayatı, muavenetten doğar. İnsanların terakkiyatına engel olan isyanlardan, ihtilâllerden, ihtilâflardan meydana gelen felâketlerin tiryakı, ilâcı, muavenettir.” (İİ., Sure-i Bakara Sadaka, s.43, 45)}