منْ سُورَةُ يُودَةِ

10. YUNUS SÛRESİ’NDEN

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْد۪يهِمْ رَبُّهُمْ بِا۪يمَانِهِمْۚ تَجْر۪ى مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ ف۪ى جَنَّاتِ النَّع۪يمِ﴿٩﴾

9. Şüphesiz iman edip iyi şeyler yapanları, Rableri, imanları ile doğru yola iletir. Nimet cennetlerinde (köşklerin) altlarından ırmaklar akar.

دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟﴿٠١﴾

10. Orada duaları: “Ya Allah, seni tenzih ederiz.”dir. Orada sağlık dilekleri de, “selamdır.” Dualarının sonu da: “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” (demektir).

{“ Evet;

واَخِرُدَعْوَيهُمْ اَنِ الحَمْدُللهِ رَبِّ الْعالَمينَ

olan âyet-i kerime, hamdin ayn-ı lezzet olduğuna delâlet eder. Çünkü, hamd, in’am şeceresini, nimet semeresinde gösterir. Ve bu vesileyle zeval-i nimetin tasavvurundan hasıl olan elem zâil olur. Çünkü, şecerede çok semere vardır, biri giderse, ötekisi yerine gelir. Demek hamd, ayn-ı lezzettir.” (MN., Habbe, s.123. Ayrıca bk. İİ., Halifelik Sırrı sonu, HAŞİYE, s.212)}


قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَىِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ﴿١٣﴾

31. De ki: “Size gökten ve yerden rızk veren kimdir? Yahut kulaklara ve gözlere (onları yaratmağa) sahip olan kimdir? Ölüden diriyi çıkaran ve diriden ölüyü çıkaran kimdir? Yaratma işini kim idare ediyor?” “Allah.” diyecekler. De ki: “Öyleyse (O’nun azabından) korkmuyor musunuz?”

فَذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّۚ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ﴿٢٣﴾

32. İşte hak Rabbiniz Allah’tır, Haktan sonra da sapıklıktan başka bir şey yoktur. Nasıl da (imandan) döndürülüyorsunuz?

{“İşte, başta der; ‘Sema ve zemini, rızkınıza iki hazine gibi müheyya edip oradan yağmuru, buradan hububatı çıkaran kimdir? Allah’tan başka koca sema ve zemini iki mutî hazinedar hükmüne kimse getirebilir mi? Öyle ise şükür, Ona münhasırdır.’ İkinci fıkrada der ki: 'Sizin âzalarınız içinde en kıymetdar göz ve kulaklarınızın mâliki kimdir? Hangi tezgâh ve dükkândan aldınız? Bu latif kıymetdar göz ve kulağı verecek ancak Rabbinizdir. Sizi icad edip terbiye eden odur ki, bunları size vermiştir. Öyle ise yalnız Rab odur, Mabud da o olabilir.’"

"Üçüncü fıkrada der: ‘Ölmüş yeri ihya edip yüzbinler ölmüş taifeleri ihya eden kimdir? Hak’tan başka ve bütün kâinatın Hâlıkından başka şu işi kim yapabilir? Elbette o yapar. O ihya eder. Madem Hak’tır, hukuku zayi’ etmeyecektir. Sizi bir mahkeme-i kübraya gönderecektir. Yeri ihya ettiği gibi, sizi de ihya edecektir.’"

"Dördüncü fıkrada der: ‘Bu azîm kâinatı bir saray gibi, bir şehir gibi kemal-i intizamla idare edip tedbirini gören, Allah’tan başka kim olabilir? Madem Allah’tan başka olamaz; koca kâinatı bütün ecramıyla gayet kolay idare eden kudret o derece kusursuz, nihayetsizdir ki, hiçbir şerik ve iştirake ve muavenet ve yardıma ihtiyacı olamaz. Koca kâinatı idare eden, küçük mahlukatı başka ellere bırakmaz. Demek, ister istemez “Allah” diyeceksiniz.’ ”(S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, İkinci Nur, İkinci Nükte-i Belagat, s.416)}


اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَايَعْلَمُونَ﴿٥٥﴾

55. Bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa, Allah’ındır. Bilin ki, Allah’ın va’di haktır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.

هُوَ يُحْي۪ى وَيُم۪يتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ﴿٦٥﴾

56. O, diriltir ve öldürür ve yalnız O’na döndürüleceksiniz.

{“Her şeyin dizgini elinde, her şeyin anahtarı yanında, gece ve gündüzü, kış ve yazı bir kitab sahifeleri gibi kolayca çevirir. Dünya ve âhireti, iki menzil gibi bunu kapar, onu açar bir Kâdir-i Zülcelâl’dir. Madem böyledir, bütün delailin neticesi olarak

وَإلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Yani: ‘Kabirden sizi ihya edip, haşre getirip, huzur-u kibriyasında hesabınızı görecektir.’ İşte şu âyetler, haşrin kabulüne zihni müheyya etti, kalbi de hazır etti. Çünki nazairini dünyevî ef’al ile de gösterdi.” (S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, İkinci Nur, Sekizinci Meziyet-i cezâlet, s.425)}


يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِى الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ﴿٧٥﴾

57. Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerde olan (dertlere) bir şifa ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.

قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواۜ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ﴿٨٥﴾

58. De ki: “Ancak Allah’ın lütfu ve rahmeti ile, işte bununla sevinsinler. Çünkü bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır.”

{“İşte ey nefis! Sen bu ücreti almışsın. Ubudiyet gibi lezzetli, nimetli, rahatlı, hafif bir hizmetle mükellefsin. Halbuki, buna da tenbellik ediyorsun. Eğer yarım yamalak yapsan da, güya eski ücretleri kâfi gelmiyormuş gibi, çok büyük şeyleri mütehakkimane istiyorsun. Ve hem ‘Niçin duam kabul olmadı’ diye nazlanıyorsun. Evet, senin hakkın naz değil, niyazdır, Cenâb-ı Hak, Cenneti ve saadet-i ebediyyeyi, mahz-ı fazl ve keremiyle ihsan eder. Sen, dâima rahmet ve keremine iltica et. Ona güven ve şu fermanı dinle:…”(S.,Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, İkinci Meyve, s.360. Ayrıca bk. M., Yirmi Sekizinci Mektub, Yedinci Risale, s.368)}