سُورَةُ الْفَلَقِ

113. FELAK SÛRESİ

{“İşte yalnız mana-yı işarî cihetinde bu sure-i azîme-i hârika: ‘Kâinatta adem âlemleri hesabına çalışan şerirlerden ve insî ve cinnî şeytanlardan kendinizi muhafaza ediniz.’ Peygamberimize ve ümmetine emrederek, her asra baktığı gibi mana-yı işarîsiyle bu acib asrımıza daha ziyade, belki zahir bir tarzda bakar; Kur’an’ın hizmetkârlarını istiazeye davet eder.”

“Herbir âyetin müteaddit mânaları vardır. Hem herbir mana küllîdir. Her asırda efradı bulunur. Bahsimizde bu asrımıza bakan yalnız mana-yı işarî tabakasıdır. Hem o küllî manada, asrımız bir ferddir. Fakat hususiyet kesbetmiş ki, ona tarihiyle bakar.” (Ş., On Birinci Şua, On Birinci Mes’ele, Hâtime, s.266, 268)}

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ﴿١﴾

مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ﴿٢﴾

وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ﴿٣﴾

وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِۙ﴿٤﴾

وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ﴿٥﴾

1-5. De ki: “Yarattığı şeylerin şerrinden, Karardığı zaman gecenin şerrinden, Düğümlere üfüren kadınların şerrinden, Haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden. sabahın Rabbine sığınırım.”

{... cümlesi, bin üçyüz elliiki veya dört (1352–1354) tarihine hesab-ı ebcedî ve cifrîyle tevafuk edip nev’-i beşerde en geniş hırs ve hasedle ve birinci harbin sebebiyle vukua gelmeye hazırlanan ikinci harb-i umumîye işaret eder. Ve ümmet-i Muhammediyeye (A.S.M.) manen der: ‘Bu harbe girmeyiniz ve Rabbinize iltica ediniz.’ Ve bir mana-yı remziyle, Kur’an’ın hizmetkârlarından olan Risale-i Nur şakirdlerine hususî bir iltifat ile onların Eskişehir hapsinden, dehşetli bir şerden aynı tarihiyle kurtulmalarına ve haklarındaki imha plânının akîm bırakılmasına remzen haber verir; manen ‘İstiaze ediniz!’ emreder gibi bir remz verir.” (Ş., On Birinci Şua, On birinci Mes’ele, Hâtime, s.267)

مِنْ شَرِّماخَلَقَ

cümlesi -şedde sayılmaz- bin üçyüz altmış bir (1361) ederek bu emsalsiz harbin merhametsiz ve zalimane tahribatına rumi ve hicri tarihiyle parmak bastığı gibi; aynı zamanda bütün kuvvetleriyle Kur’anın hizmetine çalışan Nur şakirdlerinin geniş bir imha plânından ve elîm ve dehşetli bir beladan ve Denizli hapsinden kurtulmalarına tevafukla, bir mana-yı remzî ile onlara da bakar. ‘Halk’ın şerrinden kendinizi koruyunuz!’ gizli bir îma ile der.” (Ş., On Birinci Şua, On Birinci Mes’ele, Hâtime, s.267)

غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ

kelimeleri bu zamana değil, belki

غَاسِقٍ

bin yüz altmış bir (1161) ve

اِذَا وَقَبَ

sekiz yüz on (810) ederek, o zamanlarda ehemmiyetli maddî manevî şerlere işaret eder. Eğer beraber olsa, Miladi bin dokuz yüz yetmiş bir (1971) olur. O tarihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra, şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak.” (Ş., On Birinci Şua, On Birinci Mes’ele, Hâtime, s.269)

اَلنَّفَّاثَاتِ فِىاْلعُقَد

cümlesi -şeddeler sayılmaz- bin üçyüz yirmisekiz (1328); eğer şeddedeki (lâm) sayılsa, bin üçyüz ellisekiz (1358) adediyle bu umumî harbleri yapan ecnebi gaddarların, hırs ve hased ile bizdeki Hürriyet İnkılabı’nın Kur’an lehindeki neticelerini bozmak fikri ile tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan Harbleri ve Birinci Harb-i Umumî’nin patlamasıyla maddî ve manevî şerlerini, siyasî diplomatların radyo diliyle herkesin kafalarına sihirbaz ve zehirli üflemeleriyle ve mukadderat-ı beşerin düğme ve ukdelerine gizli plânlarını telkin etmeleriyle bin senelik medeniyet terakkiyatını vahşiyane mahveden şerlerin vücuda gelmeye hazırlanmaları tarihine tevafuk ederek,

اَلنَّفَّاثَاتِ فِىاْلعُقَد

in tam manasına tetabuk eder.” (Ş., On Birinci Şua, On Birinci Mes’ele, Hâtime, s.267)

وَمِنْ شَرِّحاسِدٍاِذَا حَسَدَ

cümlesi -şedde ve tenvin sayılmaz- yine bin üçyüz kırkyedi (1347) edip aynı tarihte, ecnebi muahedelerin icbarıyla bu vatanda ehemmiyetli sarsıntılar ve felsefenin tahakkümüyle bu dindar millette ehemmiyetli tahavvüller vücuda gelmesine ve aynı tarihte, devletlerde ikinci harb-i umumîyi ihzar eden dehşetli hasedler ve rekabetlerin çarpışmaları tarihine bu mana-yı işarî ile tam tamına tevafuku ve manen tetabuku, elbette bu kudsî surenin bir lem’a-i i’câz-gaybîsidir.” (Ş., On Birinci Şua, On Birinci Mes’ele, Hâtime, s.267)}

سُورَةُ النَّاسِ

114. NAS SÛRESİ

{“Çok esmâya mahzar ve çok vazifelerle mükellef ve çok düşmanlara mübtela olan insan, münacatında, istiazesinde çok isimleri zikreder. Nasılki nev’-i insanın medar-ı fahri ve elhak en hakikî insan-ı kâmil olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Cevşen-ül Kebir namındaki münacatında binbir ismiyle dua ediyor; ateşten istiaze ediyor. İşte şu sırdandır ki

قُلْ اَعُوذُبِرَبِّ النّاسِ*...

de üç ünvan ile istiazeyi emrediyor ve

بِسْمِ الله الرّحمنِ الرَّحِيمِ

de üç ismiyle istiâneyi gösteriyor.” (S., Yirmi Dördüncü Söz, Birinci Dal, s.335)}

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ﴿١﴾

مَلِكِ النَّاسِۙ﴿٢﴾

اِلٰهِ النَّاسِۙ﴿٣﴾

مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ﴿٤﴾

اَلَّذ۪ى يُوَسْوِسُ ف۪ى صُدُورِ النَّاسِۙ﴿٥﴾

مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ﴿٦﴾

1-6. De ki: “Cinlerden ve insanlardan, insanların göğüs(kalp)lerine vesvese veren o sinsi (şeytanın) şerrinden; insanların Rabbine, insanların Melik(sahib)ine, insanların İlahına sığınırım.”

{“SUAL: Şerr-i mahz olan şeytanların îcadı ve ve ehl-i imana taslitleri ve onların yüzünden çok insanlar küfre girip Cehennem’e girmeleri, gayet müdhiş ve çirkin görünüyor. Acaba Cemil-i Alelıtlak ve Rahîm-i Mutlak ve Rahman-ı Bil-Hakk’ın rahmet ve cemali, bu hadsiz çirkinliğin ve dehşetli musibetin husulüne nasıl müsaade ediyor ve nasıl cevaz gösteriyor? Şu Mes’eleyi çoklar sormuşlar ve çokların hatırına geliyor.”

“EL CEVAP: Şeytanın vücudunda cüz’î şerler ile beraber bir çok makasıd-ı hayriye-i külliye ve kemalât-ı insaniye vardır. Evet bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var; mahiyet-i insaniyedeki istidadda dahi ondan daha ziyade meratib var. Belki zerreden şemse kadar dereceleri var. Bu istidadatın inkişafatı, elbette bir hareket ister, bir muamele iktiza eder. Ve o muameledeki terakki zenbereğinin hareketi, mücahede ile olur. O mücahede ise, şeytanların ve muzır şeylerin vücuduyla olur. Yoksa melâikeler gibi insanların da makamı sabit kalırdı. O halde insan nev’inde binler enva hükmünde sınıflar bulunmayacak. Bir şerr-i cüz’i gelmemek için bin hayrı terk etmek, hikmet ve adalete münafidir.”

“Ey ehl-i îman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız: Kur’an tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesidir. Ve silâhınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlâhîyyeye ilticadır.” (L., On Üçüncü Lem’a, İkinci İşaret, s.71 ve 72. Ayrıca bk. En’am sûresi 142. âyet açıklaması, s.18)}