رَبَّنَٓا اِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ اَخْزَيْتَهُۜ وَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ اَنْصَارٍ﴿٢٩١﴾

192. Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen kimi ateşe sokarsan, onu perişan etmişsindir. Zalimlerin yardımcıları yoktur.

رَبَّنَٓا اِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَاد۪ى لِْلا۪يمَانِ اَنْ اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاۗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ﴿٣٩١﴾

193. Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, “Rabbinize iman edin.” diye imana çağıran bir davetçiyi işitip derhal iman ettik. Rabbimiz, sen de bizim günahlarımızı bağışla, kusurlarımızı ört ve canımızı iyilerle beraber al.

رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْم۪يعَادَ﴿٤٩١﴾

194. Ey Rabbimiz! Peygamberlerine vaadettiklerini bize ver. Bizi kıyamet gününde perişan etme. Şüphesiz sen sözünden dönmezsin.

{“Hem madem her senede, öyle bir Kadîr-i Mutlak, haşrin ve Cennet’in nümunelerini binler tarzda icad ediyor. Hem madem bütün semavî fermanları ile saadet-i ebediyeyi va’d edip, Cennet’i müjde veriyor. Hem madem bütün icraatı ve şuunatı hak ve hakikattır ve sıdk ve ciddiyetledir. Hem madem âsârının şehadetiyle, bütün kemalât, onun nihayetsiz kemaline delalet ve şehadet eder. Ve hiçbir cihette naks ve kusur onda yoktur. Hem mâdem hulful va’d ve hilâf ve kizb ve aldatmak, en çirkin bir haslet ve naks ve kusurdur. Elbette ve elbette; O Kadîr-i Zülcelâl, O Hakîm-i Zülkemâl, O Rahîm-i Zülcemâl va’dini yerine getirecek, saadet-i ebediye kapısını açacak, Adem babanızın vatan-ı âslisi olan Cennet’e sizi ey ehl-i îman idhal edecektir.” (M., Yirminci Mektub, Birinci Makam, Onuncu Kelime, s.228)}

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ﴿٠٠٢﴾

200. Ey iman edenler, sabredin, sabır yarışı yapın, nöbet bekleyin ve Allah’tan korkun ki, felah bulasınız (başarıya ulaşasınız).

{“Cenâb-ı Hak, Hakîm ismi muktezası olarak, vücud-u eşyada bir merdivenin basamakları gibi bir tertib vaz’etmiş. Sabırsız adam teenni ile hareket etmediği için, basamakları ya atlar düşer veya noksan bırakır; maksud damına çıkamaz. Onun için hırs mahrumiyete sebebdir. Sabır ise müşkilâtın anahtarıdır ki,

الْحَرِيصُ خائِبٌخاسَرٌ*والصَّبْرُمِفْتاحُ الفَرَجِ

durub-u emsal hükmüne geçmiştir. Demek Cenab-ı Hakk’ın inayet ve tevfiki, sabırlı adamlarla beraberdir.” (M., Yirmi Üçüncü Mektub, Dördüncü Suâl, s.280. Ayrıca bk. Âl-i İmran Sûresi 146.âyet açıklaması, s.8; M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, s.427; Mnz., Sual: Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?)}


مِنْ سُورَةُ النِّسَاءِ

NİSA SÛRESİ’NDEN

وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقًاۜ﴿٩٦﴾

69. Kim Allah’a ve Resul’e itaat ederse, işte onlar Allah’ın, kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddikler, şehitler ve salihlerle beraberdiler. Bunlar da ne güzel arkadaştır!

{“İşte bu âyet-i kerime:

مِنَ النّبِيِّنَ والصِّدِيقِينَ والشُّهَداءِ والصّا لحِين و حَصُنَ اُولئِك رَفِيقاً

tabiriyle, sırat-ı müstakîm ehli ve hakikî niam-ı İlahiyeye mazhar, nev’-i beşerdeki taife-i Enbiya ve kafile-i Sıddıkîn ve cemaat-ı şüheda ve esnaf-ı sâlihîn ve enva’-ı tâbiînin bulunduklarını ifade etmekle beraber, âlem-i İslâmiyette o beş kısmın en mükemmelini dahi ayrıca sarahaten gösterdikten sonra, o beş kısmın imamları ve baştaki rüesalarını sıfât-ı meşhureleriyle zikretmekle onlara delalet edip ifade ettiği gibi, ihbar-ı gayb nev’inden bir lem’a-i i’caz ile o taifelerin istikbaldeki reislerinin vaziyetlerini bir vecihle tayin ediyor.” (L., Yedinci Lem’a, Bir Tetimme, s.34. Ayrıca bk. Ş., On Beşinci Şua, s.616; İİ., Sûre-i Fatiha, s.26)}


ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يمًا۟﴿٠٧﴾

70. Bu lutuf Allah’tandır. Allah’ın her şeyi bilmesi yeter.

اَيْنَ مَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ وَلَوْ كُنْتُمْ ف۪ى بُرُوجٍ مُشَيَّدَةٍۜ وَاِنْ تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۚ وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا هٰذِه۪ مِنْ عِنْدِكَۜ قُلْ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ فَمَالِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الْقَوْمِ لَايَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَد۪يثًا﴿٨٧﴾

78. Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır; ister ki sağlam kalelerde olun. Onlara bir iyilik dokunursa, “Bu, Allah katındandır.”, derler. Başlarına bir musibet gelirse, “Bu, senin yüzündendir.”, derler. De ki: “Hepsi Allah katındandır!..” Bu topluluğa ne oluyor ki, bir türlü söz anlamıyorlar!..