مِنْ سُورَةُ التَّغَابُنِ

64. TEĞABÜN SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

يُسَبِّحُ لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِۚ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُۘ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ﴿١﴾

1. Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ı tesbih eder. Mülk O’nundur, hamd de O’nundur. O her şeye kadirdir.

{(bk. Mücadele Suresi 23 ve 24. âyetlerin açıklamaları, s.121)}

هُوَ الَّذ۪ى خَلَقَكُمْ فَمِنْكُمْ كَافِرٌ وَمِنْكُمْ مُؤْمِنٌۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ﴿٢﴾

2. O ki sizi yarattı; sizden kafir de var, sizden mü’min de var. Allah yaptıklarınızı hakkıyle görendir.

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَصَوَّرَكُمْ فَاَحْسَنَ صُوَرَكُمْۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُ﴿٣﴾

3. Gökleri ve yeri hak ile yarattı ve size suret verdi, suretlerinizi güzel yaptı. Dönüş yalnız O’nadır.

{“Her şeyin, hususan nebatat ve eşcar ve hayvanat ve insanların şekilleri ve mikdarları, ilm-i ezelînin iki nev’i olan kaza ve kaderin düsturlarıyla san’atkârane biçilmiş ve her birinin kametine göre tam münasib dikilmiş, mükemmel giydirilmiş, gayet muntazam birer hikmetli şekil verilmiş. Onlar, her biri ve beraber, bir nihayetsiz ilme delalet ve bir Sâni’-i Alîm’e adedlerince şehadet ederler demektir.”

“Evet, mesela nümune olarak hadsiz misallerinden yalnız tek bir ağaç ve bir ferd-i insana bakıyoruz, görüyoruz ki: Bu meyveli ağaç, o çok cihazatlı insan; hiçbir ressam tam taklidini yapamayacak derecede zahiri ve bâtını, dış ve içi öyle bir gaybî pergârla ve ince bir ilmin kalemiyle hududları çizilmiş ve tam intizamla her a’zasına münasib suret verilmiş ki, meyve ve neticelerine ve vazife-i fıtratlarına yetişsin. Bu ise nihayetsiz bir ilim ile olabilmesi cihetiyle herşeyin herşeyle münasebetini bilip ve nazara alan ve bu ağaç ve bu insanın bütün emsallerini ve nevilerini ilm-i ezelîsinin kaza ve kader pergâr ve kalemiyle dış ve iç mikdarlarını ve suretlerini hakîmane yapılmasını bilerek işleyen bir Sâni’-i Musavvir, bir Alîm-i Mukaddir’in hadsiz ilmine ve vücub-u vücuduna nebatat ve hayvanat adedince şehadet ederler demektir.”(Ş., On Beşinci Şua, Üçüncü Makam, Beş ve Altıncı Delil, s.649)}

يَعْلَمُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَاتُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ﴿٤﴾

4. Göklerdeki ve yerdeki şeyleri bilir. Gizlediklerinizi de bilir, açıkladıklarınızı da. Allah, göğüslerin özünü (kalblerde olanı) hakkıyle bilendir.

مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُؤْمِنْ بِاللّٰهِ يَهْدِ قَلْبَهُۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَل۪يمٌ﴿١١﴾

11. Hiçbir musibet, Allah’ın izni olmadan çatmaz (isabet etmez). Kim Allah’a iman ederse, onun kalbine hidayet eder. Allah, her şeyi hakkıyle bilendir.

وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَۚ فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاِنَّمَا عَلٰى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ﴿٢١﴾

12. Allah’a itaat edin ve Peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, ancak Peygamberimize apaçık tebliğ vardır.

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ﴿٣١﴾

13. Allah O’dur ki, O’ndan başka İlah yoktur. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.

{“İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir. “Tevekkeltü alallah” der, sefine-i hayatta kemal-i emniyetle hâdisatın dağlarvari dalgaları içinde seyran eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak’ın yed-i kudretine emanet eder, rahatla dünyadan geçer, berzahta istirahat eder. Sonra saadet-i ebediyeye girmek için Cennet’e uçabilir. Yoksa tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i safilîne çeker. Demek iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder.” (S., Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Üçüncü Nokta, s.314. Ayrıca bk. M., İkinci Mektub, Dördüncü Esbab ve Yirmi Dokuzuncu Mektub, Dokuzuncu Kısım, Dokuzuncu Telvih, s.14 ve 456; MN., Habbe ve Onuncu Risale, s.130 ve 223)}

مِنْ سُورَةُ الطَّلَاقِ

65. TALAK SÛRESİ’NDEN

اَللّٰهُ الَّذ۪ى خَلَقَ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ وَمِنَ الْاَرْضِ مِثْلَهُنَّ ۜ يَتَنَزَّلُ الْاَمْرُ بَيْنَهُنَّ لِتَعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَحَاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمًا﴿٢١﴾

12. Allah O Zattır ki, yedi gökler ve yerden de o kadarını yarattı. Emir onların aralarında iner ki, şüphesiz Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve gerçekten Allah’ın, her şeyi ilmi ile kuşattığını bilesiniz.

{“Şu mes’ele, yeni zaman filozoflarına hakikatsız görünüyor. Onların arza ve semâvata dair olan fenleri kabul etmiyor. Bunu vasıta ederek bazı hakaik-i Kur’aniyeye itiraz ediyorlar. Buna dair muhtasar birkaç işaret yazacağız.”

“Birincisi: Evvelâ, âyetin mânâsı ayrıdır; ve o mânâların efrâdı ve mâsadakları ayrıdır. İşte o külli mânânın müteaddit efradından bir ferdi bulunmazsa, o mânâ inkâr edilmez...”

“Saniyen,.. Âyetin zâhiri diyor ki: 'Arzı da o seb’a semavat gibi halketmiş ve mahlukatına mesken ittihaz etmiş.' Yedi tabaka olarak halkettim, demiyor. Misliyet ise mahlukıyet ve mahlukata meskeniyet cihetiyle bir teşbihtir.” (L., On İkinci Lem’a, İkinci Sual, s.64)}