اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَاتُرْجَعُونَ﴿٥١١﴾

115. Sizi ancak boş yere yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi (huzurumuza geri getirilmiyeceğinizi) mi sandınız?

{“Hatıra gelmesin ki: Bu küçük insanın ne ehemmiyeti var ki bu azîm dünya onun muhasebe-i a'mâli için kapansın, başka bir daire açılsın? Çünkü bu küçücük insan, camiiyet-i fıtrat itibarıyla şu mevcudat içinde bir ustabaşı ve bir dellâl-ı saltanat-ı İlâhiye ve bir ubudiyet-i külliyeye mazhar olduğundan,büyük ehemmiyeti var...”

“Hem mümkün değil: Bu meşher ve meydan-ı imtihan ve tarla hükmünde olan dünyanın Hakîm ve Rahîm olan Fâtır’ı, onu yaratsın, onun bütün gayelerine mahzar olan Dâr-ı Ahireti halk etmesin?”(S., Onuncu Söz, Mukaddime, Üçüncü ve Dördüncü İşaretler, s.62, 63)}

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ ۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ﴿٦١١﴾

116. Gerçek Padişah olan Allah çok, yücedir. O’ndan başka İlah yoktur. O, ihtişamlı Arş’in Rabbidir.

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَۙ لَابُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ اِنَّهُ لَايُفْلِحُ الْكَافِرُونَ﴿٧١١﴾

117. Her kim Allah’la beraber, kendisi için delil olmayan başka bir ilâha dua ederse (taparsa), onun hesabı ancak Rabbinin yanındadır. Şüphesiz kafirler, iflah olmazlar.

وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ﴿٨١١﴾

118. (Resûl’üm!) De ki: “Rabbim, bağışla ve merhamet et. Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın.”

مِنْ سُورَةُ النُّورِ

24. NUR SÛRESİ’NDEN

وَلَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اِلَيْكُمْ اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلاً مِنَ الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ۟﴿٤٣﴾

34. Andolsun, gerçekten biz size, apaçık âyetler ve sizden önce geçenlerden (onların hayat hikayelerinden) bir misal ve müttakiler için bir öğüt indirdik.

اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ مَثَلُ نُورِه۪ كَمِشْكٰوةٍ ف۪يهَا مِصْبَاحٌۜ اَلْمِصْبَاحُ ف۪ى زُجَاجَةٍۜ اَلزُّجَاجَةُ كَاَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّىٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍۙ يَكَادُ زَيْتُهَا يُض۪ٓىءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌۜ نُورٌ عَلٰى نُورٍۜ يَهْدِى اللّٰهُ لِنُورِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِۜ وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَل۪يمٌۙ﴿٥٣﴾

35. Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde kandil bulunan duvarda bir oyuk (çıralık) gibidir. O kandil de, cam (fanus) içindedir. Cam da, sanki inci gibi (parlayan) bir yıldızdır. (O kandil), ne doğulu ne de batılı olmayan, yağı, neredeyse ateş dokunmadan yanacak mübarek bir zeytin ağacın(ın yağından)dan yakılır. (Bu ışık) Nûr üstüne nûr! Allah dilediği kimseyi nuruna hidayet eder. Allah insanlara (böyle) misaller verir. Allah her şeyi çok iyi bilendir.

{“Şu âyet-i Nuriyenin mânaca çok tabakatı ve vücûh-u kesiresi vardır. Ve o tabakalardan ve vecihlerden işârî ve remzî bir veçhi, mânâca ve cifirce nurlu bir tefsiri olan Risâle-in-Nur ve Risalet-ün-Nur'a dört-beş cümlesiyle on cihetten bakıyor. Ve o tabakalardan ve o vecihlerden bir tabaka ve bir perde dahi, mucizâne elektrikten haber veriyor...”

“Meselâ

زَيْتُونَةٍ لَاشَرْقِيَّةٍ وَلَاغَرْبِيَّةٍ

cümlesi der: ‘Nasılki elektriğin kıymettar metaı, ne şarktan, ne de garptan celb edilmiş bir mal değildir. Belki yukarıda, cevv-i havada rahmet hazinesinden, semavat tarafından iniyor. Her yerin malıdır. Başka yerden aramaya lüzum yoktur.’ der. Öyle de, mânevî bir elektrik olan Resâil-in-Nur dahi ne şarkın malûmatından, ulûmundan ve ne de garbın felsefe ve fünunundan gelmiş bir mal ve onlardan iktibas edilmiş bir nur değildir. Belki, semâvî olan Kur'ân'ın şark ve garbın fevkindeki yüksek mertebe-i arşîsinden iktibas edilmiştir.” (Ş., Birinci Şua, Birinci Ayet, s.687, 690. Ayrıca bk. S., Yirminci Söz, s.253; M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, Beşinci Risale s.411; Ş., On Beşinci Şua, İkinci Makam, s.635; BL., s.276; KL., Binbaşı Muhyiddin’in Mektubu, s.125, 231)}

ف۪ى بُيُوتٍ اَذِنَ اللّٰهُ اَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ ف۪يهَا اسْمُهُۙ يُسَبِّحُ لَهُ ف۪يهَا بِالْغُدُوِّ وَاْلاٰصَالِۙ﴿٦٣﴾

36. (O kandil) öyle evlerde yakılır ki, Allah, onların ( o evlerin) yüceltilmesine ve orada isminin anılmasına izin vermiştir. O’nu orada sabah akşam tesbih eder.

رِجَالٌۙ لَاتُلْه۪يهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَاِقَامِ الصَّلٰوةِ وَا۪يتَٓاءِ الزَّكٰوةِۙ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ ف۪يهِ الْقُلُوبُ وَالْاَبْصَارُۙ﴿٧٣﴾

37. Birtakım insanlar ki (O’nu tesbih eder), onları ne ticaret, ne de alışveriş Allah’ın zikrinden, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymaz. (Onlar) öyle bir günden korkarlar ki, onda gözler ve kalpler döner.