وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ى صَدَقَنَا وَعْدَهُ وَاَوْرَثَنَا الْاَرْضَ نَتَبَوَّ۬اُ مِنَ الْجَنَّةِ حَيْثُ نَشَٓاءُۚ فَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَ﴿٤٧﴾

74. Onlar da: “Hamdolsun O Allah’a ki, bize vaadini doğruladı ve bizi bu yere mirasçı kıldı. Cennetten dilediğimiz yere konarız. Çalışanların mükâfatı ne güzel!” dediler.

وَتَرَى الْمَلٰٓئِكَةَ حَٓافّ۪ينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْۚ وَقُضِىَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَق۪يلَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ﴿٥٧﴾

75. Meleklerin Arş’in etrafını kuşattıktlarını görürsün; Rablerini hamd ile tesbih ederler. (Kulların) aralarında hak ile hükmolundu ve “Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun!” denildi.

مِنْ سُورَةُ الْمُؤْمِنِ

40. MÜ’MİN (ĞAFİR) SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

حٰمٓۜ﴿١﴾

1. Ha. Mim.

{(bk. Bakara Sûresi 1. âyet açıklaması, s.2)}

تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ﴿٢﴾

غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِى الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ﴿٣﴾

2, 3. Kitabın indirilmesi, mutlak galip, hakkıyla bilen; günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı çetin ve lütuf sahibi Allah’tandır. O’ndan başka İlâh yoktur. Dönüş yalnız O’nadır.

{“Bu âyetin mâna-yı işârisi, Resail-in-Nur ile münasebetei çok kuvvetlidir. Bir ciheti şudur ki, Risalet-ün Nur’un ve şakirdlerinin mesleği, dört esas üzerine gidiyor."

"Birincisi tefekkürdür; Hakîm ismine bakıyor. Biri de şefkattir, hadsiz olan fakrını hissetmektir ki; Rahman ve ve Rahîm isimlerine bakıyor.”

“Hem şu âyet nasılki Resail-in Nur’un te’lif ve tekemmül tarihine tevafukla parmak basıyor, öyle de

تَنْزِيلٌ

kelimesiyle -vakf mahalli olmadığından tenvin ‘nun’ sayılmak cihetiyle- makamı beş yüz kırk yedi (547) olarak Sözler’in ikinci ve üçüncü ismi olan Resail-in Nur ve Risale-i Nur’un adedi olan beş yüz kırk sekiz veya kırkdokuza (548-549) şeddeli ‘nun’ bir ‘nun’ sayılmak cihetiyle pek cüz’î ve sırlı bir veya iki farkla tevafuk ederek remzen ona bakar, dairesine alır.” (Ş., Birinci Şua, Yirmi Beşinci Âyet, s.714)}

هُوَ الَّذ۪ى يُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقًاۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُن۪يبُ﴿٣١﴾

13. O ki, size ayetlerini gösterir ve size gökten rızk indirir. Ancak (O’na) yönelen kimse öğüt alır.

{“Zira, gözün nûru, nûr-u îmanla ışıklanırsa ve kavîleşirse, bütün kâinat gül ve reyhanlar ile müzeyyen bir Cennet şeklinde görünür. Gözün gözbebeği de, bal arısı gibi, bütün kâinat safhalarında menkuş gül ve çiçek gibi delillerinden, bürhanlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet gibi üsare ve şiralarından vicdanda o tatlı, iman balları yapar. Eğer o göz küfür zulmetiyle kör olursa; dünya, genişliğiyle beraber bir hapishane şekline girer. Bütün hakaik-i kevniye, nazarından gizlenir. Kâinat ondan tevahhuş eder. Kalbi, ahzan ve ekdar ile dolar.” (İİ., Mahiyet-i Küfür, s.70)}

فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ﴿٤١﴾

14. Öyleyse, kâfirler hoşlanmasa da, dini O’na has kılarak (dindar ve muhlis olarak) Allah’a ibadet edin.

{“İbadetin ruhu ihlâsdır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilirse, o ibadet bâtıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar.” (İİ., İbadetin Hakikatı, İhtar, s.85)

“Zaten ibadet, Cennet’e girmek ve Cehennem’den kurtulmak için kılınmaz; bozulur. Belki rızâ-yı İlâhi ve emr-i Rabbanî için yapılır.” (EL-II., s.152)}

رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِۚ يُلْقِى الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ﴿٥١﴾

15. (O’nun) dereceleri yüksektir, Arş’in sahibidir. Ruhu (vahyi) emri ile kullarından dilediğinin üzerine bırakır ki, kavuşma (kıyamet) gününden korkutsun.

يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَايَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَىْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ﴿٦١﴾

16. O gün (kabirlerinden) çıkarlar. Onlardan Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz. “Bugün mülk kimindir?”(denir). Bir tek, kahreden Allah’ındır (cevabı verilir).