وَاللّٰهُ مِنْ وَرَٓائِهِمْ مُح۪يطٌۚ﴿٠٢﴾

20. Allah onları arkalarından kuşatıcıdır.

{“Evet, Allah ilmi, irâdesi, kudreti ve sair sıfatıyla muhittir. Daire-i ihatasından hariç bir şey yoktur. Fakat insan cüz’î ve kısa zihniyle Allah’ın azametine ve şemsin etrafında seyyaratı tedvir ettiğine bakarken, meselâ arı gibi, küçük hayvanlar ile iştigal etmesini uzak görüyor. Çünki Vâcib-ül Vücud’u, mümkine kıyas ediyor. Halbuki bu kıyasa göre küçük hayvanlara büyük bir zulüm olur. Çünkü onlar da,

وَإِنْ مِنْ شَىْءٍ إلآ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

kaziyesince Hâlıklarını tesbih etmekle, Allah’tan maada kimseyi Rab tanımıyorlar. Binaenaleyh büyüğün küçüğe tekebbür etmiye hakkı yoktur.” (MN., Zerre, s.187)}

بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَج۪يدٌۙ﴿١٢﴾

ف۪ى لَوْحٍ مَحْفُوظٍ﴿٢٢﴾

21, 22. Doğrusu o yüce Kur’an’dır. (Aslı) Levhi Mahfuz’dadır.

سُورَةُ الطَّارِقِ

86. TARIK SÛRESİ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

وَالسَّمَٓاءِ وَالطَّارِقِۙ﴿١﴾

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَاالطَّارِقُۙ﴿٢﴾

اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ﴿٣﴾

1-3. Andolsun, göğe, Tarık’a. Tarık’ın ne olduğu sana bildirildi mi? (O karanlığı) delip geçen yıldızdır.

اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌۜ﴿٤﴾

4. Her nefsin üzerinde mutlaka bir koruyucu (denetleyici melek) vardır.

فَلْيَنْظُرِ اْلاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ﴿٥﴾

خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ﴿٦﴾

يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ﴿٧﴾

5-7. İnsan neden yaratıldı, (bir) baksın; dökülen bir sudan (meniden). (O su) bel ile göğüs kaburgalarının arasından çıkar.

اِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه۪ لَقَادِرٌۜ﴿٨﴾

8. Şüphesiz O (Allah), onu döndürmeğe (tekrar diriltmeğe) elbette kadirdir.

يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُۙ﴿٩﴾

9. O günde ki sırlar yoklanır.

فَمَالَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ﴿٠١﴾

10. Artık onun için hiçbir kuvvet, bir yardımcı yoktur.

وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الرَّجْعِۙ﴿١١﴾

وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِۙ﴿٢١﴾

اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌۙ﴿٣١﴾

وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِۜ﴿٤١﴾

11-14. Andolsun dönüş sahibi (yağmuru getiren) göğe, çatlayan (nebat bitiren) yere ki, şüphesiz o (Kur’an, hak ile batılı) ayıran bir sözdür. Ve O, şaka değildir.

اِنَّهُمْ يَك۪يدُونَ كَيْدًاۙ﴿٥١﴾

15. Şüphesiz onlar (müşrikler), tuzak kurdukça kuruyorlar.

وَاَك۪يدُ كَيْدًاۚ﴿٦١﴾

16. Ben de tuzak kurdukça kuruyorum (tuzaklarını bozuyorum).

فَمَهِّلِ الْكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا﴿٧١﴾

17. Öyleyse kâfirlere süre tanı, onları biraz hallerine bırak!..

سُورَةُ الْاَعْلٰى

87. A’LA SÛRESİ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ﴿١﴾

اَلَّذ۪ى خَلَقَ فَسَوّٰىۙ ۬﴿٢﴾

وَالَّذ۪ى قَدَّرَ فَهَدٰىۙ ۬﴿٣﴾

وَالَّذ۪ٓى اَخْرَجَ الْمَرْعٰىۙ ۬﴿٤﴾

فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىۜ﴿٥﴾

1-5. En yüce Rabbinin adını tesbih et. O ki, yaratıp düzenledi, takdir edip yol gösterdi, (topraktan yeşil) otlağı çıkardı; sonra onu simsiyah çer çöpe çevirdi.

{“Umum eşyada, hususan zîhayat masnûlarda hikmetli bir kalıbdan çıkmış gibi her şeye bir miktar-ı muntazam ve bir suret, hikmetle verildiği ve o suret ve o miktarda maslahatlar ve faideler için eğri büğrü hududlar bulunması; hem müddet-i hayatlarında değiştirdikleri suret-i libasları ve miktarları yine hikmetlere, maslahatlara muvafık bir tarzda mukadderat-ı hayatiyeden terkib edilen manevî ve muntazam birer suret, birer miktar bulunması, bilbedahe gösterir ki: Bir Kadîr-i Zülcelal’in ve bir Hakîm-i Zülkemal’in kader dairesinde suretleri ve biçimleri tertib edilen ve kudretin destgâhında vücudları verilen o hadsiz masnuat, O Zât’ın vücub-u vücuduna delalet ve vahdetine ve kemâl-i kudretine hadsiz lisan ile şehadet ederler.” (S., Otuz Üçüncü Söz, On İkinci Pencere, s.662)}

سَنُقْرِءُكَ فَلَا تَنْسٰىۙ﴿٦﴾

اِلَّا مَاشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَايَخْفٰىۜ﴿٧﴾

6, 7. (Ey Muhammed! Kur’anı) sana okutacağız; sen de unutmayacaksın. Ancak Allah’ın dilediği müstesna. Çünkü O, açığı da bilir, gizli kalanı da.

وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰىۚ﴿٨﴾

8. Seni en kolayına muvaffak edeceğiz.

فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ﴿٩﴾

9. Sen de öğüt ver, eğer öğüt fayda sağlarsa.

سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ﴿٠١﴾

وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ﴿١١﴾

10, 11. (Allah’tan) korkan kimse öğüt alacaktır. Bahtsız olan da ondan kaçacaktır.