مِنْ سُورَةُ اِبْرٰه۪يمَ

14. İBRAHİM SÛRESİ’NDEN

وَمَا لَنَٓا اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَاۜ وَلَنَصْبِرَنَّ عَلٰى مَٓا اٰذَيْتُمُونَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ۟﴿٢١﴾

12. "Biz neden Allah’a tevekkül etmeyelim ki, O bize yollarımızı göstermiştir? Bize ettiğiniz eziyetlere mutlaka sabredeceğiz. Tevekkül edenler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.

{“Avrupanın insaniyetperver maskesi altında vahşî reislerinin sağır kulakları çınlasın!.. Ve bu vicdansız gaddarları bize musallat eden o insafsız zâlimlerin görmiyen gözlerine sokulsun! Ve bu asırda, yüzbin cihette ‘Yaşasın Cehennem’ dedirten mimsiz medeniyet-perestlerin başlarına vurulmak için yazılmış bir arzuhâldir.” (M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, Es’ile-i Site, s.429-432)}

اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِى السَّمَآءِۙ﴿٤٢﴾

24. Görmedin mi, Allah nasıl bir misal getirdi? Güzel bir söz; kökü sağlam / yerde, dalı gökte hoş bir ağaç gibidir.

{“Âhir zamana işaret eden hadîsin âhirinde

مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ

âyetine dair iki dakika içinde ve hadîsin işaretini tashih ânında âni olarak mücmelen hatıra gelen işaret-i gaybiyenin gayet acelelik ile tevafuk-u cifrîsinde, zararsız bir küçük sehiv vuku' bulmuş idi. O vakitten beri daha ona dikkat etmemiştim. Bu defa, cidden ve hakikaten Mübarekler Heyeti'nin cem' ve te'lif ettikleri Lâhika Risalesi'nin o âyete dair fıkranın kitabetinde bir kasdî sehiv gördüm. O ihtardarane kasdî sehiv, benim kusurkârane sehvimi bildirdi. O çok müdakkik ve çok mübarekler heyetine beni çok minnetdar ve mesrur eyledi.”(bk. KL., s.64)}

تُؤْت۪ٓى اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ﴿٥٢﴾

25. Meyvesini Rabbinin izni ile her zaman verir. Allah, belki öğüt alırlar diye böyle misaller getiriyor.

{“Kur’an’ın tâkib ettiği makasıd-ı esasiye ve anâsır-ı asliye: Ubûdiyetle tevhid, risâlet, haşir, adâlet olmak üzere dörttür. Diğer bahsettiği mes’elelr ancak bu maksadlara vesilelerdir. Bu itibarla vesilelerde yapılacak tafsilât, ol babdaki kavaide muhaliftir. Çünki malayani ile iştigal, maksadı geri bırakıyor. Bunun içindir ki, bazı mesail-i kevniyede Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan ihmal veya ibham veya icmal yapmıştır. Ve keza Kur’anın muhatablarından kısm-ı ekseri avamdır. Avam sınıfının hakaik-i İlahiyenin ince ve müşkil kısmına fehimleri kadir değildir. Ancak temsil ve icmaller ile fehimlerine yakınlaştırmak lâzımdır. Bunun içindir ki Kur’an, kesret ile temsilleri zikrediyor. Ve istikbalde keşfedilecek bâzı mesâilde de icmal yapıyor.” (MN., On Dördüncü Reşha, Dördüncü Katre, Üçüncü Nükte, s.234)

“İ'lem eyyühe'l-aziz! Sinek, örümcek, pire gibi küçük hayvanlar fil, camus, deve gibi büyük hayvanlardan daha zeki, hilkatçe daha güzel, san'atça daha tam oldukları halde, bunların ömrü kısa, onlarınki uzun, bunların zahiren menfaatleri yok, onlarınki var. İşte bu hal, hilkat-i eşyada Sâniin külfeti olmadığına ve herşeyin vücuda gelmesi ancak "Kün" emriyle olduğuna bâhir bir burhandır.” (MN., Zerre, s.187; Habbe, s.128)}

وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍ ۨاجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَالَهَا مِنْ قَرَارٍ﴿٦٢﴾

26. Kötü söz de, toprağın üzerinden koparılan, sebatı (istikrarı) olmayan kötü bir ağaç gibidir.

يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاٰخِرَةِۚ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟﴿٧٢﴾

27. Allah; iman edenlere, dünya hayatında ve ahirette sabit sözle sebat verir. Allah zalimleri saptırır ve Allah dilediğini yapar.

{“İ'lem eyyühe'l-aziz! Sinek, örümcek, pire gibi küçük hayvanlar fil, camus, deve gibi büyük hayvanlardan daha zeki, hilkatçe daha güzel, san'atça daha tam oldukları halde, bunların ömrü kısa, onlarınki uzun, bunların zahiren menfaatleri yok, onlarınki var. İşte bu hal, hilkat-i eşyada Sâniin külfeti olmadığına ve her şeyin vücuda gelmesi ancak "Kün" emriyle olduğuna bâhir bir burhandır.” (MN., Zerre, s.187; Habbe, s.128)}

اَللّٰهُ الَّذ۪ى خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِىَ فِى الْبَحْرِ بِاَمْرِه۪ۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْاَنْهَارَۚ﴿٢٣﴾

32. Allah O’dur ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi.Onunla size rızk olarak çeşitli ürünler çıkardı. Emri ile denizde akması için gemileri emrinize verdi ve nehirleri de emrinize verdi.

وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَٓائِبَيْنِۚ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۚ﴿٣٣﴾

33. Sürekli olarak görevlerini yapan Güneşi ve Ayı emrinize verdi. Geceyi ve gündüzü de emrinize verdi.

وَاٰتٰيكُمْ مِنْ كُلِّ مَا سَاَلْتُمُوهُۜ وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اْلاِنْسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ۟﴿٤٣﴾

34. (Allah) size her istediğinizden verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymak isterseniz, sayamazsınız / bitiremezsiniz. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.

{“İşte şu âyetler, evvelâ Cenâb-ı Hakk’ın insana karşı şu koca kâinatı nasıl bir saray hükmünde halk edip, semâdan zemine âb-ı hayatı gönderip, insanlara rızkı yetiştirmek için zemini ve semâyı iki hizmetkâr ettiği gibi, zeminin sair aktârında bulunan herbir nevi meyvelerinden herbir adama istifade imkânı vermek, hem insanlara semere-i sa'ylerini mübadele edip her nevi medar-ı maişetini temin etmek için gemiyi insana musahhar etmiştir. Yani, denize, rüzgâra, ağaca öyle bir vaziyet vermiş ki, rüzgâr bir kamçı, gemi bir at, deniz onun ayağı altında bir çöl gibi durur. İnsanları gemi vasıtasıyla bütün zemine münasebettar etmekle beraber, ırmakları, büyük nehirleri insanın fıtrî birer vesait-i nakliyesi hükmünde teshir, hem güneşle ayı seyrettirip mevsimleri ve mevsimlerde değişen Mün'im-i Hakikînin renk renk nimetlerini insanlara takdim etmek için iki musahhar hizmetkâr ve o büyük dolabı çevirmek için iki dümenci hükmünde halk etmiş. Hem gece ve gündüzü insana musahhar, yani hâb-ı rahatına geceyi örtü, gündüzü maişetlerine ticaretgâh hükmünde teshir etmiştir.” (S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, İkinci Nuru, Altıncı Nükte-i Belagat, s.421. Ayrıca bk. S., Otuz Üçüncü Söz, Onuncu Pencere, s.661; KL., s.207; STİ., Rüyada Bir Hitabe sonu, s.56)}