ثُمَّ يُع۪يدُكُمْ ف۪يهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجًا﴿٨١﴾

18. Sonra sizi oraya geri gönderecek ve sizi yeniden çıkaracak.

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطًاۙ﴿٩١﴾

لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلاً فِجَاجًا۟﴿٠٢﴾

19, 20. Allah yeri, geniş yollar edinip dolaşabilesiniz diye sizin için bir döşek yaptı.

مِنْ سُورَةُ الْجِنِّ

72. CİN SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

قُلْ اُو۫حِىَ اِلَىَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰنًا عَجَبًاۙ﴿١﴾

يَهْد۪ٓى اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَدًاۙ﴿٢﴾

1, 2. De ki: “Gerçekten bana vahyolundu ki, cinlerden bir bölük, ‘Gerçekten biz, doğruya götüren acayip bir Kur’an işittik, biz de ona iman ettik. Rabbimize (artık) hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız!’ dediler.

{“Batn-ı Nahl denilen nâm mevkide, Nusaybin ecinnileri ihtida için Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a geldikleri vakit, bir ağaç o ecinnilerin geldiklerini haber verdi. Hem İmam-ı Mücahid, o hadîste İbn-i Mes’ud’dan nakleder ki: O cinniler bir delil istediler. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir ağaca emretti; yerinden çıkıp geldi, sonra yine yerine gitti. İşte cinn taifesine bir tek mu’cize kâfi geldi. Acaba bu mu’cize gibi bin mu’cizat işiten bir insan imana gelmezse, cinnilerin

يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللهِ شَطَطًا

tabir ettikleri şeytanlardan daha şeytan olmaz mı?” (M., On Dokuzuncu Mektub, Dokuzuncu İşaret, s.128. Ayrıca bk. S., Yirmi Dokuzuncu Söz, Birinci Maksad, Dördüncü Esas, s.514; M., On Dokuzuncu Mektub, On Beşinci İşaret, s.156)}

وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَااتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَاوَلَدًاۙ﴿٣﴾

“Gerçek şu ki, Rabbimizin büyüklüğü pek yücedir. (O), ne bir eş ne de bir evlat edinmedi.

وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطًاۙ﴿٤﴾

وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ اْلاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِبًاۙ﴿٥﴾

4, 5. “Gerçek şu ki, beyinsizimiz, Allah’a karşı saçma (aşırı yalanlar) söylerdi. Halbuki biz, insanların ve cinlerin Allah’a karşı asla yalan demeyeceğini zannetmiştik.

مِنْ سُورَةُ الْمُزَّمِّلِ

73. MÜZZEMMİL SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ﴿١﴾

قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ﴿٢﴾

نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلاًۙ﴿٣﴾

اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ﴿٤﴾

1-4. Ey (elbisesine) bürünen, (Muhammed!) Gece (namaza) kalk, yarısın da (kalk), yahut ondan biraz eksilt, ancak birazı hariç. Yahut üzerine artır ve Kur’an’ı ağır, tane tane oku.

{(bk. Müdessir sûresi 1. âyet açıklaması, s.130)

“Gece vakti ise, hem kışı, hem kabri, hem âlem-i Berzahı ifham ile, ruh-u beşer rahmet-i Rahman’a ne derece muhtaç olduğunu insana hatırlatır. Ve gecede teheccüd ise, kabir gecesinde ve Berzah karanlığında ne kadar lüzumlu bir ışık olduğunu bildirir, ikaz eder ve bütün bu inkılabat içinde Cenab-ı Mün’im-i Hakikî’nin nihayetsiz nimetlerini ihtar ile ne derece hamd ve senâya müstehak olduğunu ilân eder.” (S., Dokuzuncu Söz, Dördüncü Nükte, s.42)}

اِنَّا سَنُلْق۪ى عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ﴿٥﴾

Gerçekten biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız (vahyedeceğiz).

اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِىَ اَشَدُّ وَطْئًا وَاَقْوَمُ ق۪يلاًۜ﴿٦﴾

Gerçekten gece yapılan (ibadet), o, oturaklılıkça daha ağır ve sözce de daha sağlamdır.

اِنَّ لَكَ فِى النَّهَارِ سَبْحًا طَو۪يلاًۜ﴿٧﴾

Gerçekten senin için gündüz (olayların içinde) uzun bir meşguliyet vardır.

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلاًۜ﴿٨﴾

Rabbinin adını an ve tamamen O’na yönel.

{“Hem binler dua ve münâcâtlardan Cevşen-ül Kebir ile, öyle bir marifet-i Rabbaniye ile, öyle bir derecede Rabbini tavsif ediyor ki; o zamandan beri gelen ehl-i marifet ve ehl-i velayet, telahuk-u efkâr ile beraber, ne o mertebe-i marifete ve ne de o derece-i tavsife yetişememeleri gösteriyor ki; duada dahi O’nun misli yoktur.” (Ş., Yedinci Şua, Birinci Makamın On Altıncı Mertebesi, s.129)}

رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلاً﴿٩﴾

O, doğunun ve batının Rabbidir. O’ndan başka İlah yoktur. O’nu vekil edin.

وَاصْبِرْ عَلٰى مَايَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَم۪يلاً﴿٠١﴾

10. Onların (müşriklerin) dediklerine sabret ve onları güzelce terket.