وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓى اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ﴿٤٣﴾

34. Cennet’te “Bizden üzüntüyü gideren Allah’a hamdolsun. Şüphesiz Rabbimiz elbette çok bağışlayıcı, çok karşılık verendir!” derler.

اَلَّذ۪ٓى اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِه۪ۚ لَايَمَسُّنَا ف۪يهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا لُغُوبٌ﴿٥٣﴾

35. “O (Allah) ki, bizi lütfundan ikamet yurduna (Cennet’e) kondurdu. Orada bize bir yorgunluk dokunmaz ve orada bize bir usanç da gelmez.

قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ى مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضًا اِلَّا غُرُورًا﴿٠٤﴾

40. De ki: Allah’tan başka taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin; yerden ne yarattılar? Yoksa onların göklerde ortaklığı mı var? Yoksa onlara bir kitap verdik de, onlar ondan dolayı bir delil üzerindeler mi? Hayır! O zalimler birbirine, ancak aldatmaca vaadediyorlar.

اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يمًا غَفُورًا﴿١٤﴾

41. Şüphesiz Allah, yeri ve gökleri, zeval bulmalarından (nizamları bozulmasın diye) tutuyor. Eğer zeval bulurlarsa, O’ndan sonra onları hiçbir kimse tutamaz. Gerçekten O, çok yumuşak, çok bağışlayıcıdır.

{“Bu kâinatın Hâlik-ı Zülcelâli, Kayyûm’dur. Yani; bizâtihî kaimdir, daimdir, bâkidir. Bütün eşya O’nunla kaimdir, devam eder.. ve vücudda kalır, beka bulur. Eğer kâinattan bir dakikacık olsun o nisbet-i Kayyûmiyet kesilse, kâinat mahvolur...”

“… Şu kâinattaki ecrâm-ı semaviyenin kıyamları, devamları, bekaları; sırr-ı Kayyûmiyetle bağlıdır. Eğer o cilve-i Kayyûmiyet bir dakikada yüzünü çevirse, bir kısmı Küre-i Arz’dan bin defa büyük milyonlarla küreler, feza-yı gayr-ı mütenahî boşluğunda dağılacak, birbirine çarpacak, ademe dökülecekler.” (L., Otuzuncu Lem’a, Altıncı Nükte, Bir ve İkinci Şua, s.341 ve 344)}

مِنْ سُورَةُ يٰسٓ

36. YASİN SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

يٰسٓ﴿١﴾

Ya. Sin.

{(bk. Bakara Suresi 1. âyet açıklaması, s.2)}

وَالْقُرْاٰنِ الْحَك۪يمِۙ﴿٢﴾

اِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۙ﴿٣﴾

عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۜ﴿٤﴾

2-4. Hikmet dolu Kur’an’a andolsun ki, gerçekten sen, elbette doğru bir yol üzerine gönderilenlerdensin.

{“Yani, ‘Hikmetli Kur’ana kasem ederim. Sen Resullerdensin.’ Şu kasem işaret eder ki, Risaletin hücceti o derece yakînî ve haktır ki, hakkaniyette makam-ı ta’zim ve hürmete çıkmış ki, onunla kasem ediliyor. İşte şu işaret ile der: ‘Sen Resûlsün. Çünki senin elinde Kur’an var. Kur’an ise, haktır ve Hakk’ın kelâmıdır. Çünki içinde hakikî hikmet, üstünde sikke-i i’câz var.’ ” (S., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Birinci Şua, İkinci Suret, s.382. Ayrıca bk. M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, Birinci Kısım, s.389)

“Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, hilkaten en mutedil bir vaziyette ve en mükemmel bir surette halkedildiğinden, harekât ve sekenatı, itidal ve istikamet üzerine gitmiştir. Siyer-i Seniyesi, kat’î bir surette gösterir ki: Her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinab etmiştir. Evet Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm,

فَاسْتَقِمْ كَمآاُمِرْتَ

emrini tamamıyla imtisal ettiği için, bütün ef’al ve akval ve ahvalinde istikamet, kat’î bir surette görünüyor.” (L., On Birinci Lem’a, On Birinci Nükte, Üçüncü Mes’ele, s.60)}

تَنْز۪يلَ الْعَز۪يزِ الرَّح۪يمِۙ﴿٥﴾

(Bu Kur’an) mutlak galip, çok esirgeyen (Allah)ın indirmesidir.

لِتُنْذِرَ قَوْمًا مَٓا اُنْذِرَ اٰبَٓاوُ۬ٔهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ﴿٦﴾

Ataları uyarılmayan; bu yüzden gafil (kalan) bir kavmi uyarman için (indirilmiştir).

لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلٰٓى اَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَايُؤْمِنُونَ﴿٧﴾

Andolsun, gerçekten söz (azap) çoklarına hak oldu; artık onlar iman etmezler.