وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَابًا﴿١٧﴾

71. Kim tövbe eder, iyi bir amel işlerse, şüphesiz o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.

وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا﴿٢٧﴾

72. (Onlar) o kimselerdir ki, yalancı şahitliği etmezler; boş şeylere rastladıkları zaman, onurla çeker giderler.

{“Hattâ tecavüz edilse de bedduayla da mukabele etmeyiniz. Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir. Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz. Çünkü, daha müthiş düşman ve yılanlar var. Hem elimizde nur var, topuz yok. Nur kimseyi incitmez, ışığıyla okşar. Ve bilhassa ehl-i ilim olsa, ilimden gelen enaniyeti de varsa, enaniyetlerini tahrik etmeyiniz. Mümkün olduğu kadar,

وَاِذَ مَرُّوا بِاللَّعْوِمرُّوا كِراَماً

düsturunu rehber edininiz.” (KL., Hasan Atıf ve sadık rüfekası, s.247. Ayrıca bk. M., Yirmi İkinci Mektub, s.265; L., Yirminci Lem’a, s.155)}


وَالَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا﴿٣٧﴾

73. (Onlar) o kimselerdir ki, kendilerine Rablerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman üzerine sağırlar ve körler olarak kapanmazlar.

وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّق۪ينَ اِمَامًا﴿٤٧﴾

74. (Onlar) o kimselerdir ki: “Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve soylarımızdan gözler aydınlığı bağışla. Bizi müttakilere önder kıl.” derler.

اُو۬لٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ ف۪يهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًاۙ﴿٥٧﴾

75. İşte onlar, sabrettikleri şeylere karşılık, (cennet) odaları (yüksek derece) ile mükafatlandırılırlar ve orada esenlikle ve selamla karşılanırlar.

خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا﴿٦٧﴾

76. Orada ebedi kalacaklardır. (Orası) karargah olarak da, ikametgah olarak da ne güzeldir!

قُلْ مَا يَعْبَوُ۬ٔا بِكُمْ رَبّ۪ى لَوْلَا دُعَٓاوُ۬ٔكُمْۚ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا﴿٧٧﴾

77. (Resûl’üm!) De ki: “Eğer duanız olmasa Rabbim size değer vermez. Gerçekten (size bildirdiklerini) yalanladınız; ileride (azap) gerekli olacaktır.

{“Evet, kudret, insanı çok dairelerle alâkadar bir vaziyette yaratmıştır. En küçük ve en hakir bir dairede, insanın eli yetişebilecek kadar insana bir ihtiyar, bir iktidar vermiştir. Ferşten Arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır. Evet,

قُلْ ما يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبِّى لَوْلَادُعاَؤُكُمْ

âyet-i kerîmesi, bu hakikatı tenvir ve isbata kafidir. Öyle ise, çocuğun eli yetişemediği bir şeyi peder ve vâlidesinden istediği gibi; abd de acz ve fakriyle Rabbına iltica eder ve Hâlikından ister.” (MN., Zeyl-ül Hubab, s.110. Ayrıca bk. M., Yirmi Dördüncü Mektub, Birinci Zeyl, s.299; S., Yirmi Üçüncü Söz, s.317; L., Yirmi Beşinci Lem’a, On İkinci Deva, s.211)}


مِنْ سُورَةُ الشُّعَرَآءِ

26. ŞUARA SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

طٰسٓمٓۜ﴿١﴾

Ta. Sin. Mim.

{(bk. Bakara sûresi 1. âyet açıklaması, s.2)}

تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ﴿٢﴾

Bunlar apaçık kitabın âyetleridir.

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَ﴿٣﴾

(Resûl’üm!) Belki sen, onlar mü’minler olmuyorlar (iman etmiyorlar) diye canına kıyacaksın!

اِنْ نَشَاْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَٓاءِ اٰيَةً فَظَلَّتْ اَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِع۪ينَ﴿٤﴾

Eğer dilersek üzerlerine gökten bir mucize indiririz de hemen ona boyunları bükülür.

وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ اِبْرٰه۪يمَۢ﴿٩٦﴾

69. Onlara İbrahim’in haberini oku.

اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَا تَعْبُدُونَ﴿٠٧﴾

70. Hani O, babasına ve kavmine: “Neye tapıyorsunuz?” demişti.

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ﴿١٧﴾

71. Onlar da: “Putlara tapıyor; onlara ibadete devam ediyoruz.” dediler.

قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ اِذْ تَدْعُونَۙ﴿٢٧﴾

72. Dedi: “Çağırdığınız zaman, onlar sizi duyuyorlar mı?”