وَيَنْصُرَكَ اللّٰهُ نَصْرًا عَز۪يزًا﴿٣﴾

Ve Allah, sana çok güçlü bir yardımla yardım etsin.

هُوَ الَّذ۪ٓى اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ ف۪ى قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ لِيَزْدَادُٓوا ا۪يمَانًا مَعَ ا۪يمَانِهِمْۜ وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يمًا حَك۪يمًاۙ﴿٤﴾

O (Allah) ki, imanlarıyla beraber imanları artsın diye mü’minlerin kalplerine huzur indirdi. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, hakkıyle bilen, hikmet sahibidir.

{

وَللَهِ جُنُودُالسَّمَوَاتِ وَالْاَرْضِ

âyetinin askerlik mânasını ihsas eden temsiline göre: Zerrat ordusundan ve nebatat fırkalarından ve hayvanat taburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan cünûd-u Rabbâniyeden, o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde hâkimane tekvinî emirlerin, âmirane hükümlerin, şâhane kanunların cereyanları, bedahetle bir hâkimiyet-i mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücûduna delâlet eder.” (Ş., Yedinci Şua, İkinci Bab, Dördüncü Hakikat, s.152)

“... Seyyarat mutî bir ordusu olduğu gibi, zerrat dahi muntazam bir ordusu hükmüne geçer. Madem o kudret-i ezeliyeye istinaden hareket ediyorlar ve o ilm-i ezelînin düsturuyla çalışıyorlar; işte o eserler, o kudrete göre vücuda gelir. Yoksa o küçük, ehemmiyetsiz şahsiyetlerine bakmakla o eserler küçülmez. O kudrete intisab kuvvetiyle bir sinek, bir Nemrud’u gebertir. Karınca, Firavun’un sarayını harab eder. Zerre gibi küçük çam tohumu, dağ gibi koca bir çam ağacının yükünü omzunda taşıyor.” (L., Yirmi Altıncı Lem’a, On Birinci Rica, s.241)

“Meselâ: Nasıl şu zamanda manevra meydanında harb usûlünde, ‘Silâh al, süngü tak.’ emriyle koca bir ordu baştan başa dikenli bir meşegâha benzediği gibi; her bir bayram gününde resm-i geçit için: ‘Formalarınızı takıp, nişanlarınızı asınız.’ emrine karşı ordugâh, seraser rengârenk çiçek açmış müzeyyen bir bahçeyi temsil ettiği misillü; öyle de rûy-i zemin meydanında, Sultan-ı Ezelî’nin nihayetsiz enva’-ı cünûdundan melek ve cinn ve ins ve hayvanlar gibi şuursuz nebatat taifesi dahi, hıfz-ı hayat cihadında Emr-i kün feyekûn ile: 'Müdafaa için silâhlarınızı ve cihazatınızı takınız.' emr-i İlahîyi aldıkları vakit, zemin baştan aşağıya bütün ondaki dikenli ağaçlar ve nebatlar süngücüklerini taktıkları zaman, aynen süngülerini takmış muhteşem bir ordugâha benziyor.” (S., Onuncu Söz, Altıncı Suret, Haşiye, s.52. Ayrıca bk. M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, Beşinci Kısım, s.411)}


لِيُدْخِلَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ى مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عِنْدَ اللّٰهِ فَوْزًا عَظ۪يمًاۙ﴿٥﴾

(Bütün bu lütuflar) Mümin erkekleri ve mümin kadınları, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere girdirsin ve onların kötülüklerini örtsün, diye. Bu ise Allah katında büyük bir kurtuluştur.

وَيُعَذِّبَ الْمُنَافِق۪ينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْمُشْرِك۪ينَ وَالْمُشْرِكَاتِ الظَّٓانّ۪ينَ بِاللّٰهِ ظَنَّ السَّوْءِۜ عَلَيْهِمْ دَٓائِرَةُ السَّوْءِۚ وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يرًا﴿٦﴾

(Bunlar da) Allah’a kötü zanda bulunan münafık erkekler ve münafık kadınlara, müşrik erkekler ve müşrik kadınlara azap etsin, diye. Kötülük çemberi üzerlerine olsun! Allah onlara, gazap ve lânet etti. Onlara cehennemi hazırladı. (Orası) ne kötü varacak yerdir!

وَلِلّٰهِ جُنُودُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَز۪يزًا حَك۪يمًا﴿٧﴾

Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, çok güçlü, hikmet sahibidir.

{(bk. 4. âyet açıklaması.)}

اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذ۪يرًاۙ﴿٨﴾

لِتُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُۜ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَص۪يلاً﴿٩﴾

8, 9. Gerçekten biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik ki, Allah’a ve Resul’üne iman etmeniz, ona yardım etmeniz ve ona saygı göstermeniz ve sabah akşam O’nu (Allah’ı) tesbih etmeniz için.

لَقَدْ رَضِىَ اللّٰهُ عَنِ الْمُؤْمِن۪ينَ اِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا ف۪ى قُلُوبِهِمْ فَاَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ عَلَيْهِمْ وَاَثَابَهُمْ فَتْحًا قَر۪يبًاۙ﴿٨١﴾

18. Andolsun, gerçekten Allah, sana o ağacın altında biat ederlerken mü’minlerden razı olmuştur. Onların kalplerindekini bildi de üzerlerine kuvvei maneviye (güven, sükûnet) indirdi ve onları yakın bir fetihle mükafatlandırdı.

{“Buradaki bîattan murad, meşhur Rıdvan Bîatı’dır. Hudeybiye seferinde sahâbeler, ölünceye kadar düşmanla muhârebe edeceklerine dâir yemîn ederek Resûl-i Ekrem (asm)’a bir semüre ağacının altında bîat etmişlerdir.” (KMM., Fetih Sûresi 18. âyet açıklaması, s.512)}

اِذْ جَعَلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ى قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَاَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ التَّقْوٰى وَكَانُٓوا اَحَقَّ بِهَا وَاَهْلَهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَل۪يمًا۟﴿٦٢﴾

26. O zaman kâfirler, kalplerine taassubu, câhiliyet taassubunu yerleştirmiş, Allah da huzurunu (sükunet ve güvenini) Resûl’ünün ve mü’minlerin üzerine indirmiş ve onları takva kelimesine zorlamıştı. Onlar da buna daha ehil ve lâyık idiler. Allah her şeyi hakkıyle bilendir.