مِنْ سُورَةُ الْمُدَّثِّرِ

74. MÜDDESSİR SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ﴿١﴾

قُمْ فَاَنْذِرْۙ﴿٢﴾

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْۙ﴿٣﴾

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ﴿٤﴾

1-4. Ey (elbisesine) sarınan (Resul’üm!): Kalk (insanları) uyar. Rabbini tekbir et. Elbiselerini temizle.

{“Resûl-i Ekrem (asm) vahye ilk mahzar olduklarında Cebrâîl (as)’ı Hirâ mağarasında iken aslî şekli ile görmüş, vücûdunu bir ürperti ve titreme kaplamıştı. Hemen evine gelip eşi Hz. Hadîce (ra) vâlidemize: ‘Beni örtün’ buyurdu. Onun üzerine bu âyet-i celîle nâzil oldu.” (KMM., Müdessir Sûresi 1. âyet açıklaması, s.574)}

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ﴿٥﴾

وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ﴿٦﴾

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ﴿٧﴾

5-7. Azaba götürecek şeyleri terk et. Çoğunu bekleyerek verme (yahut yaptığın iyiliği çok görme). Rabbin için sabret.

مِنْ سُورَةُ الْقِيٰمَةِ

75. KIYAMET SÛRESİ

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

لَٓا اُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ﴿١﴾

وَلَٓا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ﴿٢﴾

اَيَحْسَبُ اْلاِنْسَانُ اَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُۜ﴿٣﴾

1-3. Hayır, yemin ederim kıyamete ve yemin ederim çok kınayan nefse ki, insan, kemiklerini asla toplayamayacağımızı mı sanıyor?

بَلٰى قَادِر۪ينَ عَلٰٓى اَنْ نُسَوِّىَ بَنَانَهُ﴿٤﴾

Evet, onun parmaklarını düzeltmeğe gücümüz yeter.

بَلْ يُر۪يدُ اْلاِنْسَانُ لِيَفْجُرَ اَمَامَهُۚ﴿٥﴾

Doğrusu, insan önündekini yalanlamak ister.

يَسْئَلُ اَيَّانَ يَوْمُ الْقِيٰمَةِۜ﴿٦﴾

فَاِذَا بَرِقَ الْبَصَرُۙ﴿٧﴾

وَخَسَفَ الْقَمَرُۙ﴿٨﴾

وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُۙ﴿٩﴾

6-9. “Kıyamet günü ne zaman?” diye sorar. Göz kamaştığı, Ay tutulduğu, Güneşle Ay bir araya getirildiği zaman!

يَقُولُ اْلاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ اَيْنَ الْمَفَرُّ ۚ﴿٠١﴾

كَلَّا لَا وَزَرَۜ﴿١١﴾

10, 11. (O gün) insan: “Kaçacak yer nerede?” der. Hayır! Sığınak yoktur.

{“Ey Hâlik-ı Kerîmim ve ey Rabb-ı Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnûun ve abdin; hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelil, hem müsi’, hem müsinn, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip senin dergâhına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatiatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle mübtela olmuş. Sana tazarru’ ve niyaz eder. Eğer kemal-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen; zâten o senin şânındır. Çünki Erhamürrâhimîn’sin. Eğer kabul etmezsen, senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki, dergâhına gidilsin. Senden başka hak Mâbud yoktur ki, ona iltica edilsin!..” (L., On Yedinci Lem’a, On İkinci Nota, s.130. Ayrıca bk. S., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, Birinci Şua, İkinci Suret, s.373)}

اِلٰى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ ۨالْمُسْتَقَرُّ ۜ﴿٢١﴾

12. O gün karargah (durulacak yer) Rabbinin huzurudur.

يُنَبَّؤُا اْلاِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَاَخَّرَۜ﴿٣١﴾

13. O gün insan, önceden gönderdiğinden ve geriye bıraktığından haberdar edilir.

بَلِ اْلاِنْسَانُ عَلٰى نَفْسِه۪ بَص۪يرَةٌۙ﴿٤١﴾

وَلَوْ اَلْقٰى مَعَاذ۪يرَهُۜ﴿٥١﴾

14, 15. Doğrusu, insan nefsine karşı bir şahittir. Mazeretlerini ortaya atsa da!..

لَا تُحَرِّكْ بِه۪ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِه۪ۜ﴿٦١﴾

16. Onu (Kur’an’ı) çabuk alman için, onunla dilini kımıldatma.

{“Hz. Peygamber (asm) gelen vahyi unutmamak için Cebrâil (as) henüz kendisine okuyup bitirmeden, ezberine alma endişesiyle acele ediyor, onu tekrarlamaya çalışıyordu. Ayette buna işâret edilmektedir.” (KMM., Kıyâme Sûresi 16. âyet açıklaması, s.576)}

اِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْاٰنَهُۚ﴿٧١﴾

17. Şüphesiz onu toplamak ve onu okutmak, bizim üzerimizedir.

فَاِذَا قَرَاْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْاٰنَهُۚ﴿٨١﴾

18. Onu okuduğumuz zaman, onun okunuşunu izle.

ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُۜ﴿٩١﴾

19. Sonra onu açıklamak da bize aittir.