مِنْ سُورَةُ لُقْمٰانَ

31. LOKMAN SÛRESİ’NDEN

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّع۪يمِۙ﴿٨﴾

خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَعْدَ اللّٰهِ حَقًّاۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ﴿٩﴾

8, 9. Şüphesiz iman edip, iyi şeyler yapanlar için, (nimeti bol) Naim cennetleri vardır. Bu, Allah’ın gerçek bir va’didir. O, mutlak galip, hikmet sahibidir.

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَاَلْقٰى فِى الْاَرْضِ رَوَاسِىَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَٓابَّةٍۜ وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَنْبَتْنَا ف۪يهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَر۪يمٍ﴿٠١﴾

10. O, gökleri ve yeri direksiz yarattı, onu görüyorsunuz. Sizi sarsar diye yere sabit dağlar koydu ve onda her çeşit canlıdan yaydı. Gökten su indirdik de, orada her güzel (bitkiden) çiftten yarattık.

{“Size zemini güzel serilmiş bir beşik; dağları hanenize ve hayatınıza defineli direk, hazineli kazık; sizi birbirini sever, ünsiyet eder çift, geceyi hâb-ı rahatınıza örtü, gündüzü meydan-ı maişet; Güneşi ışık verici, ısındırıcı bir lâmba; bulutları âb-ı hayat çeşmesi gibi ondan suyu akıttım. Basit bir sudan bütün erzakınızı taşıyan bütün çiçekli, meyveli muhtelif eşyayı kolay ve az bir zamanda îcad ederiz. Öyle ise, yevm-i fasl olan kıyamet sizi bekliyor. O günü getirmek bize ağır gelmez.” (S., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şua, İkinci Suret, Üçüncü Nokta, s.375)}

هٰذَا خَلْقُ اللّٰهِ فَاَرُون۪ى مَاذَا خَلَقَ الَّذ۪ينَ مِنْ دُونِه۪ۜ بَلِ الظَّالِمُونَ ف۪ى ضَلَالٍ مُب۪ينٍ۟﴿١١﴾

11. “İşte bunlar, Allah’ın yaratmasıdır. Siz de bana O’ndan başkalarının ne yarattığını gösterin.” de. Hayır (gösteremezler), zalimler apaçık bir sapıklıktadırlar.

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا لُقْمٰنَ الْحِكْمَةَ اَنِ اشْكُرْ لِلّٰهِۜ وَمَنْ يَشْكُرْ فَاِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ كَفَرَ فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِىٌّ حَم۪يدٌ﴿٢١﴾

12. And olsun, gerçekten biz, Lokman’a, “Allah’a şükret!”, diye hikmet verdik. Kim şükrederse, ancak kendi için şükreder. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz Allah çok zengindir (müstağnidir), övgüye layıktır.

وَاِذْ قَالَ لُقْمٰنُ لِابْنِه۪ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللّٰهِۜ اِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظ۪يمٌ﴿٣١﴾

13. Hani, Lokman, oğluna öğüt vererek: “Ey oğulcuğum, Allah’a şirk koşma. Şüphesiz şirk elbette büyük bir zulümdür!” demişti.

{“Evet, küfür, mevcudatın kıymetini iskat ve mânâsızlıkla itham ettiğinden, bütün kâinata karşı bir tahkir ve mevcudat aynalarında cilve-i Esmâyı inkâr olduğundan; bütün esmâ-i İlâhiyeye karşı bir tezyif ve mevcudatın vahdâniyete olan şehadetlerini reddettiğinden, bütün mahlûkata karşı bir tekzip olduğundan, istidad-ı insanîyi öyle ifsad eder ki, salâh ve hayrı kabule liyakati kalmaz. Hem bir zulm-ü azîmdir ki, umum mahlûkatın ve bütün esmâ-i İlâhiyenin hukukuna bir tecavüzdür. İşte şu hukukun muhafazası ve nefs-i kâfir hayra kabiliyetsizliği, küfrün adem-i affını iktiza eder.

اَنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

şu manayı ifade eder.” (S., Onuncu Söz, Dokuzuncu Hakikat, Haşiye, s.82. Ayrıca bk. S., Otuzuncu Söz, Birinci Maksad, s.538; Ş., İkinci Şua, Birinci Makamın Birinci Meyvesi, s.11; MN., Zerre, s.185)}


وَوَصَّيْنَا اْلاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِۚ حَمَلَتْهُ اُمُّهُ وَهْنًا عَلٰى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ ف۪ى عَامَيْنِ اَنِ اشْكُرْ ل۪ى وَلِوَالِدَيْكَۜ اِلَىَّ الْمَص۪يرُ﴿٤١﴾

14. Biz insana, anasını babasını (iyi davranmasını) tavsiye ettik. Anası onu zaaf üstüne zaafla (bin bir zahmetle) taşıdı. Sütten kesilmesi de iki yıldadır. Ona: “Bana da, ebeveynine de şükret. Dönüş yalnız banadır!” (dedik).

{“Evet, dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâtlarına karşı şefkatleridir. Ve en âli hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünkü onlar, hayatlarını, kemâl-i lezzetle evlâtlarının hayatı için feda edip sarf ediyorlar. Öyleyse, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılâp etmemiş herbir veled; o muhterem, sadık, fedakâr dostlara hâlisâne hürmet ve samimâne hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnut etmektir. Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir.” (M., Yirmi Birinci Mektub, s.259)}

وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ى مَالَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِى الدُّنْيَا مَعْرُوفًاۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَىَّۚ ثُمَّ اِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ﴿٥١﴾

15. Eğer o ikisi (ana ve baban), hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana şirk koşman için seni zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana dönenlerin yoluna uy. Sonra da dönüşünüz yalnız banadır. Ben de size yaptıklarınızı haber veririm.

{“Sa’d bin Ebî Vakkas (ra) İslâm’ı ilk kabûl edenlerden olup, annesine pek fazla iyilik ve hürmet ederdi. Oğlunun kendisine düşkünlüğünü bilen annesi, bir gün şöyle dedi: ‘Bu yeni ortaya çıkan din de nedir? Allah’a yemîn ederim ki, ne yemek yiyeceğim ne de bir şey içeceğim! Tâ ki eski dînine dönersin; yâhut da böylece ölürüm! Sana da anne kâtili derler!’ Bundan sonra yedi gün yemedi, içmedi. Sonunda oğlu Sa’d yanına varıp dedi ki: ‘Ey anneciğim! Yüz tâne canın olsa ve bunlar teker teker çıksalar, bulunduğum hak dîni yine de terk etmem! Bundan sonra ister ye, ister yeme!’ Bu hâdiseyi müteâkıben nâzil olan bu âyet-i kerîme açıkça ifade ediyor ki, İslâm’ın yasakladığı yerlerde anne ve baba dahi olsalar, başkasına itâat haramdır.”(KMM., Lokman Sûresi 15.âyet açıklaması, s.396)}