لِلّٰهِ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِۜ وَاِنْ تُبْدُوا مَا ف۪ٓى اَنْفُسِكُمْ اَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّٰهُۜ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ﴿٤٨٢﴾

Meal: 284. Göklerde ve yerde ne varsa Allah’a aittir. Eğer içinizdekini açıklar veyahut gizlerseniz, Allah sizi ondan hesaba çeker. Dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.

{“Yâni: O Vâhiddir, Ehaddir; her şeye kâdirdir. Hiçbir şey ona ağır gelmez. Bir baharı halketmek bir çiçek kadar ona kolaydır. Cennet’i halk etmek, bir bahar kadar ona rahattır. Her günde, her senede, her asırda, yeniden yeniye icad ettiği hadsiz masnuatı, nihayetsiz kudretine nihayetsiz lisanlarla şehadet ederler. İşte şu kelime dahi şöyle müjde eder. Der ki: Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubudiyet boşuboşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir. Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelal’in va’dine iman ve itimad et. Ona va’dinde hulfetmek muhaldir. Kudretinde hiçbir cihetle noksaniyet yoktur. İşlerine, acz müdahale edemez..."(M.,Yirminci Mektub, Birinci Makam, Onuncu Kelime, s.227. Ayrıca bk. İkinci Makam, Onuncu Kelime, s.245)}

اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ﴿٥٨٢﴾

285. O Peygamber, Rabbinden kendine indirilene iman etti, mü’minler de. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. “O’nun peygamberlerinden hiçbirisi arasında ayrım yapmayız. İşittik ve itaat ettik. Bağışını dileriz, Ey Rabbimiz! Dönüş ancak sanadır.” dediler.

{“Başta Kur’ân, bütün semavî kitablar ve suhuflar ve başta Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm olarak bütün peygamberler (Aleyhimüsselâm), bütün davaları beş-altı esas üzerine dönüyorlar. Mütemadiyen o esasları ders vermeye ve isbat etmeye çalışıyorlar. Onların peygamberliklerine ve doğruluklarına şehadet eden bütün hüccetler ve deliller, o esaslara bakıyorlar. Onların hakkaniyetlerine kuvvet veriyorlar. O esaslar ise, iman-ı billah ve iman-ı bil’âhiret ve sair rükünlere imandır. Demek imanın altı rüknü birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Herbirisi umumunu isbat eder, ister, iktiza eder. O altı, öyle bir küll ve küllîdir ki, tecezzi kabul etmez ve inkısâmı imkân haricindedir.” (Ş., On Birinci Şua, Dokuzuncu Mesele, s.241)}

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَااكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَٓا اِنْ نَس۪ينَٓا اَوْ اَخْطَاْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَٓا اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ﴿٦٨٢﴾

286. Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden fazlasını yüklemez. Kazandığı hayır lehine, işlediği şer de aleyhinedir. Ey Rabbimiz, eğer unutur yahut hata edersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi, bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz, takat getiremeyeceğiz şeyi bize yükleme. Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.

{“Dünya mâdem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahibsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerim bir Müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır. Hem madem

لَايُكَلّفُ الله نفساًاِلَّا وُسْعَها

sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır.

"Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selâmetle kabir kapısını açıp saâdet-i ebediyeye girsin..."

"HAŞİYE: Bu mâdemler içindir ki; şahsıma karşı olan zulümlere, sıkıntılara aldırmıyorum ve ehemmiyet vermiyorum. ‘Meraka değmiyor’ diyorum ve dünyaya karışmıyorum.”(M., On Altıncı Mektub, Beşinci Mesele, s.71)}


رَبّنالَاتُؤَاخِذْنا اَنْ نَسِينااَوْاَخطاْنا

{'Rabbimiz! Unutur yahut hata edersek bizi sorumlu tutma.' mealindeki ibare, Külliyat’da yirmiye yakın yerde, meselelerin sonunda, dua olarak geçmektedir."(bk. S., On Altıncı, Yirminci, Yirmi İkinci, Yirmi Dokuzuncu, Otuz Birinci ve Otuz Üçüncü Söz sonları; M., Yirmi Birinci ve Yirmi Dördüncü Mektub sonları; L., Üçüncü Lem’a sonu; STG., s.159...gibi.)}

مِنْ سُورَةُ اٰلِ عِمْرٰنَ

ÂL-İ İMRAN SÛRESİ’NDEN

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

الٓمٓۚ﴿١﴾

Elif. Lam. Mim.

{(bk. Bakara Sûresi 1.âyet açıklaması, s.2)}

اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَىُّ الْقَيُّومُۙ﴿٢﴾

Allah O’dur ki, kendisinden başka İlah yoktur. Hay (gerçek hayat sahibi) ve kayyumdur (her şey onunla kaimdir).

{(bk. Bakara Sûresi 255. âyet 3. ve 4. açıklamalar, s.4)}

نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَاْلاِنْج۪يلَۙ﴿٣﴾

Kitabı sana kendinden öncekileri tasdik edici olarak hak ile indirdi ve Tevrat’ı ve İncil’i de indirdi.

مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ﴿٤﴾

Daha önce; insanlar için hidayet olarak, Furkan’ı (Kur’an’ı ve hak ile batılı ayıran delilleri) indirmişti. Allah’ın ayetlerini inkar edenler için pek çetin azap vardır. Allah mutlak galiptir, intikam sahibidir (suçluların hakkından gelir).