ثُمَّ كُل۪ى مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُك۪ى سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاًۜ يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ ف۪يهِ شِفَٓاءٌ لِلنَّاسِۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ﴿٩٦﴾

69. “Sonra bütün meyvelerden ye; Rabbinin yoluna kolaylaştırılmış olarak git.” Onların karınlarından renkleri farklı bir şerbet çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir kavim için elbette bir ayet vardır.

{“İşte ilhama mahzar olan arı, örümcek ve yuvasını çorap gibi ören bülbül gibi hayvanatı bu sineğe kıyas et. (…) Bak o Hakîm-i Zülcelâle; nasıl Kitab-ı Mübînin düsturlarınadan, arı vazifesine ait mikdarını bir tezkerede yazmış, arının başındaki sandukçaya koymuştur. O sandukçanın anahtarı da, vazifeperver arıya has bir lezzettir. Onunla sandukçayı açar, proğramı okur; emri anlar, hareket eder.” (L., On Yedinci Lem’a, Sekizinci Nota sonu, s.126)}

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَىْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْئًاۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟﴿٠٧﴾

70. Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürür. İçinizden kimi ömrün en reziline döndürülür ki, ilminden sonra bir şey bilmesin. Şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeye gücü yetendir.

وَاللّٰهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ فِى الرِّزْقِۚ فَمَا الَّذ۪ينَفُضِّلُوا بِرَٓادّ۪ى رِزْقِهِمْ عَلٰى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌۜ اَفَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ﴿١٧﴾

71. Allah, rızık hususunda bazınızı bazınıza üstün kıldı. Üstün kılınanlar, sağ ellerinin sahip olduklarına (köle ve hizmetçilerine) vermiyorlar ki rızıkta hepsi eşit olsunlar. Allah’ın nimetini mi inkar ediyorsunuz?

وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ﴿٢٧﴾

72. Allah size kendinizden eşler yarattı ve eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı / verdi. Ve sizi temiz gıdalarla besledi. Onlar hâlâ batıla iman edip Allah’ın ayetlerini mi inkar ediyorlar?

وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُالسَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَد۪يرٌ﴿٧٧﴾

77. Göklerin ve yerin gaybi Allah’a aittir. Kıyametin işi ancak göz kırpma gibidir yahut o, daha yakındır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

{“İşte, şu işleri nihayet hüsn-ü san'at ve kemâl-i intizamla yapan ve şu birbiri arkasında gelen ve zaman ipine takılan seyyar âlemleri nihayet hikmet ve inayet ve kemâl-i kudret ve san'atla değiştiren Zat, elbette gayet Kadîr ve Hakîmdir, nihayet derecede Basîr ve Alîmdir. Tesadüf onun işine karışamaz. İşte, o Zât-ı Zülcelâldir ki, şöyle ferman ediyor:

...* وَمَا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ اَلْبَصَرِ اَوْهُو اَقْرَبُ

deyip, hem kemâl-i kudretini ilân, hem kudretine nisbeten haşir ve kıyamet gayet sehl ve külfetsiz olduğunu beyan ediyor. Emr-i tekvinîsi kudret ve iradeyi tazammun ettiğini ve bütün eşya, evâmirine gayet musahhar ve münkad olduklarını ve mübaşeretsiz, muâlecesiz halk ettiği için icadındaki suhulet-i mutlakayı ifade için, sırf bir emirle işler yaptığını, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan ile ferman ediyor.” (S., On Altıncı Söz, İkinci Şua, s.197. Ayrıca bk. S., Onuncu Söz, Hatime ve On Dördüncü Söz, s.92 ve 165; L., Yirmi Üçüncü Lem’a, Hatime, s.193; Ş., İkinci Şua, Yedinci Şua ve On Birinci Şua, s.37, 161 ve 209)}


وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَاتَعْلَمُونَ شَيْئًاۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْئِدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ﴿٨٧﴾

78. Allah sizi, analarınızın karınlarından hiçbir şey bilmez olarak çıkardı. Size kulaklar, gözler ve gönüller verdi, belki siz şükredersiniz.

اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ ف۪ى جَوِّ السَّمَٓاءِۜ مَايُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّٰهُۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ﴿٩٧﴾

79. Göğün boşluğunda uçuşan kuşlara bakmadılar mı? Onları ancak Allah tutuyor. Şüphesiz bunda iman eden bir toplum için gerçekten ibretler vardır.