HİZBÜ'L-KUR’AN MEALİ VE RİSALE-İ NUR’DAN AÇIKLAMALAR



Meal: Doç.Dr.Abdülvehhab ÖZTÜRK

Açıklama: Mustafa BOZGEYİK

İSTANBUL-2014

* * *


HİZBÜ’L-KUR’ANIYYUL EKBER VEL VİRDÜ’L-KUR’AN-IYYUL A’ZAM

Bu emsalsiz HİZB-İ MUAZZAM, Risale-i Nur’un menbaı, madeni, esası, üstadı, ruhu ve hakikatıdır.



Mucizatlı ve her bir harfi on ve yüz ve beş yüz ve bin ve binler kadar sevab ve meyve-i cennet ve nur-u berzah veren bir virdi okumak isteyen bu semavi virdi okusun.

* * *


HİZBÜ’L-KUR’AN'ÜL MUAZZAM’IN

Hem fevkalade ehemmiyeti,

Hem faideleri,

Hem okumasında hiç bir vesvesenin gelmemesi,

Hem bütün Kur’an’ın en sevablı ayetlerinin ihtivası,

Hem Resail-i Nuriye’nin bütün esaslarını ve hakikatlarını cem’ etmesi,

Hem herkese, hususan her vakit bütün Kur’anı okumağa fırsat bulamayan ve hafız olmayanlara tamam Kur’an’ın bir numune-i kudsiyesi,

Hem tamam Kur’anın tevafuklu tab’ında bir misal-i musağğarı ve müjdecisi,

Hem maddi ve lafzi ve manevi parlak bir i’caz göstermesi gibi pek çok hasiyetleri var.

Ve bu şuhur-u mübarekede pek çok bereketlere ve nurlara ve sevablara medardır.

Ve onun tabına ve neşrine çalışmışlara çok büyük hayırlar kazandırır.

Said Nursî

* * *


ESER HAKKINDA

Risale-i Nur Külliyatı’nın muhtelif yerlerinde, Hizbü’l-Kur’an hakkında, mektuplar vardır. Bu mektuplarda, Hizbü’l-Kur’an’ın özelliklerinden ve faziletlerinden bahsedilmektedir. Bunlardan Hizbü’l-Kur’an’ın başına ve sonuna alınanların bir kısmı şöyledir:

{“Bu emsalsiz HİZB-İ MUAZZAM, Risale-i Nur’un menbaı, madeni, esası, üstadı, ruhu ve hakikatıdır. Mucizatlı ve her bir harfi on ve yüz ve beş yüz ve bin ve binler kadar sevab ve meyve-i cennet ve nur-u berzah veren bir virdi okumak isteyen bu semavi virdi okusun. (KL., s.97)

“Madem Risale-i Nur bu zamanın bir mürşididir, talebelerine bir ‘Vird-i Ekber’ olabilir diye kaleme aldım. Bütün “Risalelerin” hususi menbaları, madenler olan binden ziyade ‘Ayet-i Kur’an’niyeyi’ kendi Kur’an’ımda evvelce işaretler koyup bir “Hizb-i A’zam-ı Kur’ani” yapmak niyet etmişdim. Şimd bu ‘Hizb-i A’zam’ ve bu ‘Vird-i Ekber’ Risale-i Nur mensublarına bazı eyyam-ı mübarekede okunması için bir zaman size de göndermek hakkınız var. İnşaallah bir zaman sonra size gönderilecek. Bazı kelimelerini tercüme ve bir kısım kayıdlarını tefhim için, vakit bulsam gayet kısa bir haşiye gibi bir şeyi yazacağım…” (KL., s.31)}

Bu çalışmamızda neler var?

- Hizbü’l-Kur’an'daki âyetlerin meali verilmiştir.

- Meali verilen bu âyetlerin manalarına uygun, Risale-i Nur’dan açıklamalar eklenmiştir. Açıklamalar, Risale-i Nur eserlerinden aynen aktarılmış, ilave yapılmamıştır. Yalnız secde âyetleriyle ilgili açıklamalar, tarafımızdan eklenmiştir. Ayrıca; R. dışında sadece Hayrat Neşriyat’ın Kur’an-ı Kerim Meali’nden birkaç iktibas yapılmıştır.

- Hizbü’l-Kur’an’da, hangi sûreler veya hangi sûrelerden hangi âyetler vardır? Bunun dökümü bir çizelge hâlinde çıkartılmış ve kitabın sonuna eklenmiştir. Bu bağlamda; Hizbü'l-Kur'an'da toplam 1.862 âyet vardır. Bu âyetlerden dört adedinin tamamı değil bir kısmı alınmıştır. Kur'an-ı Kerim'de bulunan on dört secde âyetinin altı adedi Hizbü'l-Kur'an'a da alınmıştır.

Risale-i Nur’dan yapılan alıntılardaki sayfa numaraları, ENVAR NEŞRİYAT baskısına göre verilmiştir. Ancak, ellerinde diğer yayınevlerinin baskılarından herhangi biri bulunan okuyucular da istifade etsin diye; iktibas yapılan bölüm, hangi eserin neresinden alındığı tarif edilmiştir. (Mesela: Sözler, On Beşinci Söz, Beşinci Basamak, s.179 gibi.)

Açıklama eklenen âyetin konusu ile ilgili, Risalelerde birçok bahis bulunmaktadır. Biz bunlardan kendimizce en uygun görülen bir veya birkaçını aldık; diğerlerine ise (Ayrıca bk.) diye atıfta bulunduk. Konu ile ilgili daha geniş araştırma yapmak isteyen okuyucu, bu açıklamalara da bakabilir. Eğer Risale-i Nurlarda geçen açıklamaların tamamı alınmış olsaydı, kitabın hacmi, mevcut durumundan iki-üç kat daha fazla olacaktı.

Muhterem, müdakkik ağabey ve kardeşlerimizin yapacakları kıymetli değerlendirme ve katkılara minnettar oluruz.

Elhamdülillâhi a’lâ inâmihi.

HAZIRLAYANLAR:

Meal: Doç. Dr. Abdülvehhab ÖZTÜRK

Açıklama: Mustafa BOZGEYİK

* * *


Hizbü'l-Kur'an

سُورَةُ الْفَاتِحَة

FATİHA SÛRESİ

{“Üslûb-u Kur’anın o kadar acîb bir cem’iyeti var ki, birtek sure, kâinatı içine alan bahr-i muhit-i Kur’anîyi içine alır. Birtek âyet, o surenin hazinesini içine alır. Âyetlerin çoğu, herbirisi birer küçük sure, surelerin çoğu, herbirisi birer küçük Kur’andır. İşte şu i’cazkârâne îcazdan bir lütfu irşaddır ve güzel bir teshildir. Çünkü herkes, her vakit Kur’ana muhtaç olduğu halde, ya gabavetinden veya başka esbaba binaen, her vakit bütün Kur’anı okumayan veyahut okumaya vakit ve fırsat bulamayan adamlar Kur’andan mahrum kalmamak için, her bir sure birer küçük Kur’an hükmüne, hatta her bir uzun ayet birer kısa sure makamına geçer. Hatta, Kur’an Fatiha’da, Fatiha dahi Besmele’de münderic olduğuna ehl-i keşif müttefiktirler. Şu hakikata bürhan ise, ehl-i tahkikın icmaıdır.” (S., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule, İkinci Şua, s.398. Ayrıca bk. Ş., Birinci Şua, s.693; S., Dokuzuncu Söz, s.41; İİ., İman-ı Bilgayb, s.42)}

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ﴿١﴾

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

{“Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi, bütün mevcudatın lisan-ı hâliyle vird-i zebânıdır.(...)

"...zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek her bir ağaç, ‘Bismillah’ der. Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Her bir bostan, ‘Bismillah’ der. Matbaha-i Kudret’ten bir kazan olur ki; çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Her bir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar ‘Bismillah’ der. Rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzak namına en latif, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Her bir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, ‘Bismillah’ der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına der, her şey ona müsahhar olur.” (S., Birinci Söz, s.6)

“Hazine-i Rahmetin en kıymetdar pırlantası ve kapıcısı Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi: ‘Bismillahirrahmanirrahîm’ dir. Ve en kolay bir anahtarı da salavattır.” (L., On Dördüncü Lem’a, İkinci Makam, s.102. Ayrıca bk. S., Otuz İkinci Söz, s.643; Otuzuncu Söz, s.558; MN., Hubab, s.95; İİ., Sure-i Fatiha, s.15)}

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ﴿٢﴾

Hamd (övme ve övülme) âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.

{

له الحمد

Yani, hamd ve sena, medih ve minnet Ona mahsustur, Ona layıktır. Demek nimetler Onundur ve Onun hazinesinden çıkar. Hazine ise daimidir. (…)

له الحمد

kelimesiyle yani hamd ve şükür ile, yani nimetten in’amı hissetmekle, yani Mün’imi tanımakla ve in’amını düşünmekle, yani onun rahmetinin iltifatını ve şefkatinin teveccühünü ve in’amının devamını düşünmekle; nimetten bin derece daha leziz, manevî bir lezzet kapısını sana açar.

“Ezelden ebede kadar, her kimden her kime karşı gelen ve gelecek medh ü sena O’na aiddir. Çünkü sebeb-i medih olan nimet ve ihsan ve kemal ve cemal ve medar-ı hamd olan her şey Onundur, Ona aiddir.” (M., Yirminci Mektub, Bir ve İkinci Makam, s.225 ve 236. Ayrıca bk. Ş., On Beşinci Şua, s.600 ve 608; İİ., Sure-i Fatiha, s.13-17; EL-II., s.95)

“İşte onun gibi,

الحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

dahi, pek çok hakaikı câmi’dir. Ehl-i keşf ve hakikat, keşiflerine göre ayrı ayrı beyan ederler. Ben de böyle fehmederim ki: Semavatta binler âlem var. Yıldızların bir kısmı herbiri birer âlem olabilir. Yerde de her bir cins mahlukat, birer âlemdir. Hattâ her bir insan dahi, küçük bir âlemdir.

رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ

tabiri ise, ‘Doğrudan doğruya her âlem, Cenab-ı Hakk’ın rububiyetiyle idare ve terbiye ve tedbir edilir.’ demektir.” (M.,Yirmi Altıncı Mektub, Dördüncü Mebhas, s.328)}

اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ﴿٣﴾

Rahman ve Rahîm olan (Allah’a). (Rahman, Dünyada iman eden ve etmeyen herkese; Rahîm de, yalnız ahirete imanla gelmiş olanlara, rahmet eden demektir).

{“Evet, kâinatta rahmetin mevcudiyeti ve hakikatı, aynen güneşin ziyası gibi görünür. Ve ziyanın güneşe kat’î şehadeti misillü, bu geniş rahmet dahi, perde arkasında bir Rahman-ı Rahîm’e şehadet eder. Evet rahmetin bir ehemmiyetli kısmı rızıktır ki, Rahman’a Rezzak manası verilir. Rızık ise, o derece zahir bir tarzda bir Rezzak-ı Rahîm’i gösterir ki; zerre kadar şuuru bulunan tasdike mecbur olur.(...)

"Güya kâinat, gül çiçeğinin yaprakları ve mısır sünbülünün gömlekleri gibi birbiri içinde sarılı, yüz binler ayrı ayrı, çeşit çeşit sofralardır ki; o sofralar adedince ve onlardaki taamlar ve nimetler mikdarınca diller ile ve ayrı ayrı, küllî ve cüz’î lisanlar ile bir Rahman-ı Rezzak’ı, bir Rahîm-i Kerim’i bütün bütün kör olmıyana gösterir.” (Ş., On Beşinci Şua, s. 609. Ayrıca bk. S., Otuz İkinci Söz, s.637; İİ., Sûre-i Fatiha, s.15)}

مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ﴿٤﴾

Ceza (ahiret) gününün hakimidir.

{

يوم

tabiri ise, haşrin vukuunu gösteren emarelerden birine işarettir. Şöyle ki: Sâniye, dakika, saat ve günleri gösteren haftalık bir saatin millerinden birisi devrini tamam ettiği zaman, behemehal ötekiler de devirlerini ikmal edeceklerine kanaat hasıl olur. Kezalik yevm, sene, ömr-ü beşer ve ömr-ü dünya içinde tayin edilen manevî millerden birisi devrini tamam ettiğinde, ötekilerin de (velev uzun bir zamandan sonra olsun) devirlerini ikmal edeceklerine hükmedilir. Ve keza bir gün veya bir sene zarfında vukua gelen küçük küçük kıyametleri, haşirleri gören bir adam, saadet-i ebediyenin (haşrin tulû’-u fecriyle, şahsı bir nev’ hükmünde olan) insanlara ihsan edileceğine şübhe edemez.

دين

kelimesinden maksad; ya cezadır, çünkü o gün hayır ve şerlere ceza verilecek bir gündür veya hakaik-ı diniyedir, çünkü hakaik-ı diniye o gün tam manasıyla meydana çıkar. Ve daire-i itikadın, daire-i esbaba galebe edeceği bir gündür.” (İİ., Sûre-i Fatiha, s.20)}

اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ﴿٥﴾

Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.

{“Cem’ sîgasiyle zikredilen

نعبد

deki zamir, üç taifeye işarettir. Birincisi: İnsanın vücudundaki bütün a’za ve zerrata raci’dir ki, bu itibarla şükr-ü örfîyi eda etmiş olur. İkincisi: Bütün ehl-i tevhidin cemaatlerine aittir. Bu cihetle şeriata itaat etmiş olur. Üçüncüsü: Kâinatın ihtiva ettiği mevcudata işarettir. Bu itibarla, şeriat-ı fıtriye-i kübraya tâbi’ olarak hayret ve muhabbetle kudret ve azametin arşı altında sâcid ve âbid olmuş olur.”(İİ., Sûre-i Fatiha, s.21. Ayrıca bk. Ş., On Beşinci Şua, s.612; S., Yirmi Dördüncü Söz, s. 362; M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, s.393)}

اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ﴿٦﴾

Bizi doğru yola ilet.

{“Sanki

اهدنا

dört masdardan müştakdır. Mesela, bir mü’min hidayeti isterse,

اهدنا

sebat ve devam manasını ifade eder. Zengin olan isterse, ziyade manasını, fakir olan isterse i’ta manasını, zayıf olan isterse iane ve tevfik manasını ifade eder.(...)

"İhtar: En büyük hidayet, hicabın kaldırılmasiyle hakkı hak, bâtılı bâtıl göstermektir.” (İİ., Sûre-i Fatiha, s.22. Ayrıca bk. M., Yirmi Dokuzuncu Mektub, s. 395; Ş., On Beşinci Şua, s.615)}

صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَاالضَّٓالّ۪ينَ﴿٧﴾

Nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.

{“Evet, Âdem (as) zamanından beri, beşeriyette iki cereyan-ı azîm birbiriyle çarpışarak gelmiş. Biri, istikamet yolunu takib ile nimet ve saadet-i dâreyne mazhar olan ehl-i nübüvvet ve salahat ve iman; kâinatın hakikî güzelliğine ve intizam ve kemaline mutabık olarak istikamette hareket ettiklerinden, hem kâinat sahibinin lütuflarına, hem iki cihanın saadetine mazhar olup beşeri, melekler derecelerine, belki fevkine terakki ettirmeğe vesile olarak dünyada iman hakikatlarıyla manevî bir cennet, âhirette bir saadet kazanıp ve kazandırmışlar."

"İkinci cereyan, istikameti bırakıp ifrat ve tefritle aklı bir vesile-i azab ve elemler toplayıcı bir âlete çevirmesinden, insaniyeti en bedbaht bir hayvaniyetten aşağı düşürüp dünyada zulümlerine mukabil gazab-ı İlahî ve musibet tokatlarını yemekle beraber, dalaleti cihetinden, akıl alâkadarlığıyla kâinatı bir hüzüngâh ve matemhane-i umumiye ve zevalde yuvarlanan zîhayatlar için bir mezbaha, selhhane ve gayet çirkin ve karışık görüp ruhu, vicdanı dünyada bir manevî cehennemde olup, âhirette daimî bir azap çekmeğe müstehak eder.” (Ş., On Beşinci Şua, Fatiha-i Şerîfenin Bir Muhtasar Hülasası, s.616-618. Ayrıca bk. Nisa Sûresi 69. âyet ve açıklaması, s.10; İİ., Sure-i Fatiha, s.24)}