kıymete, bekaya, ulvî vazifeye çıkarıyor.

Bak hem öyle yüksek bir fîzâr-ı istimdadkârane ve öyle tatlı bir niyaz-ı istirhamkârane ile istiyor, yalvarıyor ki; güya bütün mevcudata, semavat ve arşa işittirip, onları vecde getirip, duasına "Âmîn Allahümme âmîn" dedirtiyor.

Bak hem öyle Semi', Kerim bir Kadîr'den, hem öyle Basîr, Rahîm bir Alîm'den hacetini istiyor ki; bilmüşahede en hafî bir zîhayatın en hafî bir hacetini, en hafî bir niyazını işitir, görür, kabul eder, merhamet eder. Çünki istediğini, velev lisan-ı hal ile bile olsa verir. Hem öyle bir suret-i hakîmane, basîrane, rahîmanede verir ki: bu terbiye ve tedbir, öyle Semi' ve Basîr'e ve öyle Kerim ve Rahîm'e has olduğunda şübhe bırakmaz.

Onikinci Reşha:

Acaba bütün benî-Âdemi arkasına alıp, arz üstünde durup, arş-ı a'zama müteveccihen el kaldırıp dua eden şu şeref-i nev'-i insan ve ferîd-i kevn ü zaman Fahr-i Kâinat (A.S.M.) ne istiyor? Bak, saadet-i ebediye istiyor, beka istiyor, lika istiyor, cennet istiyor... Bu meraya-yı mevcudatta cemallerini gösteren bütün esma-i kudsiye-i İlahiye ile beraber istiyor. Hattâ