bir berk-i zâilin, bir şems-i sermede nisbeti gibidir.

Onuncu Reşha:

Evet böyle acib ve muamma-âlûd şu kâinatın perde-i zahirîsi altında elbette ve elbette böyle acaib bizi bekliyor. Böyle acaibi haber verecek, böyle hârika fevkalâde mu'ciznüma bir Zât (A.M.) lâzımdır. Bu Zâtın (A.M.) gidişatından görünüyor ki; o görüyor, sonra gördüğünü söylüyor.

Hem bizi ve bu dünyamızı halkeden ve bizi nimetleriyle perverde eden şu Semavat ve Arz'ın İlahı bizden ne istiyor, marziyatı nedir? Pek sağlam olarak bize ders veriyor.

Hem daha bunlar gibi pekçok merak-âver, lüzumlu hakaikı ders veren bu Zâta (A.M.) karşı herşeyi bırakıp ona koşmak, onu dinlemek lâzım gelirken; ekser insanlara ne olmuş ki sağır olup, kör olmuşlar, belki divane olmuşlar ki; bu hakkı görmüyorlar ve hakikatı işitmiyorlar, anlamıyorlar?

Onbirinci Reşha:

İşte şu Zât (A.M.) vahdaniyetin, hakkaniyet derecesinde hak bir bürhan-ı nâtıkı ve bir delil-i sadıkı olduğu gibi; haşrin ve saadet-i ebediyenin dahi bir bürhan-ı katı'ı ve bir delil-i sâtı'ıdır.