ONİKİNCİ LEM'A:

Cemalli olan hayat nasıl bir bürhan-ı ehadiyettir, celalli olan memat dahi bir bürhan-ı vâhidiyettir. Evet nasılki güneşe karşı parlayan büyük bir nehr-i carinin kataratı ve yeryüzünün müteceddid şeffafatı güneşin misalî ışığını göstermekle güneşe şehadet ediyorlar. Esbab-ı zahirîleriyle birlikte zevale gitmeleriyle ve gurub ve ufûl ve fena ve mevtleriyle beraber arkalarında gelenlerin üstünde yine cilvelerinin devamı, tecelli-i ziyanın istimrarına kat'iyyen şehadet ederler ki, o misalî güneşcikler; bir bâki, âlî, daimî müstemirr-üt tecelli tek bir güneşin cilveleridir. Zuhurlarıyla güneşin vücudunu, gurublarıyla güneşin beka ve devamını gösteriyorlar. Öyle de şu mevcudat-ı seyyale vücudlarıyla Vâcib-ül Vücud'un vücub-u vücuduna şehadet ettikleri gibi; zevalleriyle ezeliyetine, sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ederler. Zira gece ve gündüzün, kış ve yazın, asırlar ve devirlerin değişmesiyle gurub ve ufûl ile teceddüd eden masnuat-ı cemile ve mevcudat-ı latife; âlî, sermedî, daim-üt tecelli bir cemal-i mücerredin vücudunu ve bekasını ve vahdetini gösteriyorlar. Hem müsebbebatıyla beraber zeval bulan esbab-ı süfliyenin hiçliğini gösteriyorlar. Belki