giydiren ve bir böcekten balı yediren, za'fının semeresi olan teshir-i Rabbanîdir. Yoksa netice-i iktidarı değildir.

Ey Said! Madem ki iş böyledir; gurur ve enaniyeti bırak. Dergâh-ı uluhiyetinde, acz u za'fını, fakr u fâkatini istimdad ve lisan-ı tazarru' ve ubudiyetle ve dua ile ilân et. Ve de:

حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ

Sekizinci Mukaddeme:

Evet insan, çendan nefsinde ve suretinde hiçtir ve hiç hükmündedir. Fakat vazife ve mertebe noktasında, şu kâinat-ı muhteşemenin seyircisi ve şu mevcudatın lisan-ı nâtıkı ve şu kitab-ı âlemin mütalaacısı ve şu müsebbih ve âbid mahlukatın nâzırı ve ustabaşısı hükmündedir.

Evet insan, şu dünyaya bir misafir olarak gönderilmiş. Ve insana mühim istidadat ve o istidadata göre mühim vezaif tevdi' edilmiş.

Hem insan -insan olmak için- kendine göre bir derece bu gayeye çalışmalıdır. Bu gayeler ise:

Evvelen:

Şu kâinatta saltanat-ı rububiyetini tasdik ile, mehasin-i kemalâtına nezaret etmektir.