ve cihazat ister. Fark, yalnız keyfiyetçedir. Nasılki bir tek nefere lâzım olan techizat-ı askeriyeyi yapmak için, orduya lâzım bütün fabrikalar kadar fabrikalar lâzımdır. Demek iş, vahdetten kesrete geçse kemmiyet cihetiyle efrad adedince külfet ziyadeleşir. İşte her nevide bilmüşahede görülen sühulet-i fevkalâde, vahdetten ve tevhidden gelen bir yüsr ve sühuletin eseridir.

Elhasıl:

Bir cinsin bütün enva'ının ve bir nev'in bütün efradının a'zâ-yı esasîde muvafakat ve müşabehetleri nasıl isbat eder ki, tek bir Sâni'in masnularıdırlar. Çünki vahdet-i kalem ve ittihad-ı sikke öyle ister. Öyle de: Bu meşhud sühulet-i mutlaka ve külfetsizlik, vücub derecesinde îcab eder ki; bir Sâni'-i Vâhid'in eserleri olsun. Yoksa, imtina derecesine çıkan bir suubet, o cinsi ve o nev'i in'idama, ademe götürecekti.

Velhasıl:

Bütün eşya Cenab-ı Hakk'a isnad edilse, bir tek şey kadar sühulet peyda eder. Eğer esbaba isnad edilse, herbir şey bütün eşya kadar suubet peyda eder. Kâinatta fevkalâde ucuzluk ve mebzuliyet, sikke-i vahdeti güneş gibi gösterir.