اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ مَفَازاًۙ ﴿١٣﴾

حَدَٓائِقَ وَاَعْنَاباًۙ ﴿٢٣﴾

وَكَوَاعِبَ اَتْرَاباًۙ ﴿٣٣﴾

(31-34) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.

وَكَأْساً دِهَاقاًۜ ﴿٤٣﴾

34 - (31-34) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.

لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا كِذَّاباًۚ ﴿٥٣﴾

35 - Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.

جَزَٓاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَٓاءً حِسَاباًۙ ﴿٦٣﴾

رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَاباًۙ ﴿٧٣﴾

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلٰٓئِكَةُ صَفاًّۜ لَا يَتَكَلَّمُونَ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَقَالَ صَوَاباً ﴿٨٣﴾

(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân’dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh’un (Cebrail’in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah’a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân’ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

ذٰلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ مَاٰباً ﴿٩٣﴾

39 - İşte bu, hak olan gündür. Artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar.

اِنَّٓا اَنْذَرْنَا‌كُمْ عَذَاباً قَر۪يباًۚ يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْـكَافِرُ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ تُرَاباً ﴿٠٤﴾

40 - Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, “Keşke toprak olaydım!” diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık.

79-Naziat

٩٧﴾ النازعات

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالنَّازِعَاتِ غَرْقاًۙ ﴿١﴾

1 - Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara,

وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطاًۙ ﴿٢﴾

2 - Andolsun (mü’minlerin ruhlarını) kolaylıkla alanlara,

وَالسَّابِحَاتِ سَبْحاًۙ ﴿٣﴾

3 - Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere,

فَالسَّابِقَاتِ سَبْقاًۙ ﴿٤﴾

4 - Derken, öne geçenlere,

فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْراًۢ ﴿٥﴾

5 - Nihayet işi çekip çevirenlere (ki, mutlaka tekrar diriltileceksiniz).

يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُۙ ﴿٦﴾

تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُۜ ﴿٧﴾

(6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.

قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌۙ ﴿٨﴾

8 - O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır.

اَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌۢ ﴿٩﴾

9 - Onların gözleri (korku ile) inecektir.

يَقُولُونَ ءَاِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِۜ ﴿٠١﴾

10 - Şöyle derler: “Biz gerçekten gerisin geriye eski hâlimize mi döndürüleceğiz?”

ءَاِذَا كُنَّا عِظَاماً نَخِرَةًۜ ﴿١١﴾

11 - “Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?”

قَالُوا تِلْكَ اِذاً كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۢ ﴿٢١﴾

12 - “Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür” dediler.

فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌۙ ﴿٣١﴾

13 - Hâlbuki o, bir haykırıştan (sûr’un üfürülmesinden) ibarettir.

فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِۜ ﴿٤١﴾

14 - Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.