اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذ۪ينَ مَعَكَۜ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۘ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناًۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿٠٢﴾

20 - (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O hâlde, Kur’an´dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

74-Müddessir

٤٧﴾ المدّثر

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ ﴿١﴾

1 - Ey örtünüp bürünen (Peygamber!)

قُمْ فَاَنْذِرْۙ ﴿٢﴾

2 - Kalk da uyar.

وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْۙ ﴿٣﴾

3 - Rabbini yücelt.

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ ﴿٤﴾

4 - Nefsini arındır.

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ ﴿٥﴾

5 - Şirkten uzak dur.

وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُۙ ﴿٦﴾

6 - İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma.

وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْۜ ﴿٧﴾

7 - Rabbinin rızasına ermek için sabret.

فَاِذَا نُقِرَ فِي النَّاقُورِۙ ﴿٨﴾

فَذٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَس۪يرٌۙ ﴿٩﴾

(8-9) Sûr’a üfürüldüğü zaman var ya; işte o gün çetin bir gündür.

عَلَى الْـكَافِر۪ينَ غَيْرُ يَس۪يرٍ ﴿٠١﴾

10 - Kâfirler için hiç kolay değildir.

ذَرْن۪ي وَمَنْ خَلَقْتُ وَح۪يداًۙ ﴿١١﴾

11 - Beni, yarattığım kişiyle baş başa bırak.

وَجَعَلْتُ لَهُ مَالاً مَمْدُوداًۙ ﴿٢١﴾

وَبَن۪ينَ شُهُوداًۙ ﴿٣١﴾

(12-13) Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim.

وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْه۪يداًۙ ﴿٤١﴾

14 - Kendisine alabildiğine imkânlar sağladım.

ثُمَّ يَطْمَعُ اَنْ اَز۪يدَۗ ﴿٥١﴾

15 - Sonra da o hırsla daha da artırmamı umar.

كَلَّاۜ اِنَّهُ كَانَ لِاٰيَاتِنَا عَن۪يداًۜ ﴿٦١﴾

16 - Hayır, umduğu gibi olmayacak. Çünkü o, bizim âyetlerimize karşı inatçıdır.

سَاُرْهِقُهُ صَعُوداًۜ ﴿٧١﴾

17 - Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım.