53-Necm

٣٥﴾ النجم

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ﴿١﴾

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ﴿٢﴾

(1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ﴿٣﴾

3 - O, nefis arzusu ile konuşmaz.

اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ ﴿٤﴾

4 - (Size okuduğu) Kur´an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.

عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ ﴿٥﴾

ذُومِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ ﴿٦﴾

وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ ﴿٧﴾

(5-7) (Kur’an’ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (aslî sûretine girip) doğruldu.

ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ ﴿٨﴾

8 - Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu.

فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ﴿٩﴾

9 - (Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.

فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ ﴿٠١﴾

10 - Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.

مَا كَذَبَ الْفُؤٰ۬ادُ مَا رَاٰى ﴿١١﴾

11 - Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.

اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ﴿٢١﴾

12 - (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?

وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ ﴿٣١﴾

13 - Andolsun ki, o, Cebrail’i bir başka inişte daha (aslî suretiyle) görmüştü.

عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ﴿٤١﴾

14 - Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında.

عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ ﴿٥١﴾

15 - Me’vâ cenneti onun (Sidre’nin) yanındadır.

اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ﴿٦١﴾

16 - O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.

مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ﴿٧١﴾

17 - Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.

لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْـكُبْرٰى ﴿٨١﴾

18 - Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.

اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ ﴿٩١﴾

وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ﴿٠٢﴾

(19-20) Lât ve Uzza’ya ve diğer üçüncüsü Menat’a ne dersiniz?

اَلَـكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى ﴿١٢﴾

21 - Erkek size de, dişi O’na mı?

تِلْكَ اِذاً قِسْمَةٌ ض۪يزٰى ﴿٢٢﴾

22 - Öyle ise bu çok insafsızca bir paylaştırmadır.

اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ ﴿٣٢﴾

23 - Onlar ancak sizin ve atalarınızın (ilâh edindiğiniz şeylere) taktığınız isimlerdir. Allah, onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar (putperestler) yalnız zanna ve nefislerin arzusuna tâbi oluyorlar. Andolsun ki, kendilerine, Rableri katından yol gösterici gelmiştir.

اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ ﴿٤٢﴾

24 - Yoksa insan (kayıtsız şartsız), her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?

فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟ ﴿٥٢﴾

25 - Oysa, Ahiret de dünya da Allah’ındır.

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـٔاً اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى ﴿٦٢﴾

26 - Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah’ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.