فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَكْرَمَنِۜ ﴿٥١﴾

15 - İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der.

وَاَمَّٓا اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَهَانَنِۚ ﴿٦١﴾

16 - Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der.

كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَت۪يمَۙ ﴿٧١﴾

17 - Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.

وَلَا تَحَٓاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۙ ﴿٨١﴾

18 - Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.

وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلاً لَماًّۙ ﴿٩١﴾

19 - Haram helâl demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.

وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُباًّ جَماًّۜ ﴿٠٢﴾

20 - Malı da pek çok seviyorsunuz.

كَلَّٓا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكاًّ دَكاًّۙ ﴿١٢﴾

21 - Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman,

وَجَٓاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفاًّ صَفاًّۚ ﴿٢٢﴾

وَج۪ٓيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّٰى لَهُ الذِّكْرٰىۜ ﴿٣٢﴾

(22-23) Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!?

يَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي قَدَّمْتُ لِحَيَات۪يۚ ﴿٤٢﴾

24 - “Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der.

فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُٓ اَحَدٌۙ ﴿٥٢﴾

25 - Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez.

وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُٓ اَحَدٌۜ ﴿٦٢﴾

26 - Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.

يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ ﴿٧٢﴾

27 - (Allah, şöyle der:) “Ey huzur içinde olan nefis!”

اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ ﴿٨٢﴾

28 - “Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”

فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ ﴿٩٢﴾

29 - “(İyi) kullarımın arasına gir.

وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي ﴿٠٣﴾

30 - “Cennetime gir.

90-Beled

٠٩﴾ البلد

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ﴿١﴾

وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ ﴿٢﴾

وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَۙ ﴿٣﴾

لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ي كَبَدٍۜ ﴿٤﴾

(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke’ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.

اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌۢ ﴿٥﴾

5 - İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالاً لُبَداًۜ ﴿٦﴾

6 - “Yığınla mal harcadım” diyor.

اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُٓ اَحَدٌۜ ﴿٧﴾

7 - Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor?