كَذٰلِكَ مَٓا اَتَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ اَوْ مَجْنُونٌ ﴿٢٥﴾

52 - İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki, “O bir büyücüdür” yahut “bir delidir” demiş olmasınlar.

اَتَوَاصَوْا بِه۪ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ﴿٣٥﴾

53 - Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَٓا اَنْتَ بِمَلُومٍۘ ﴿٤٥﴾

54 - Onun için, onlardan yüz çevir. Artık kınanacak değilsin.

وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿٥٥﴾

55 - Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü’minlere fayda verir.

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ ﴿٦٥﴾

56 - Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

مَٓا اُر۪يدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ يُطْعِمُونِ ﴿٧٥﴾

57 - Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُوالْقُوَّةِ الْمَت۪ينُ ﴿٨٥﴾

58 - Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.

فَاِنَّ لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا ذَنُوباً مِثْلَ ذَنُوبِ اَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ ﴿٩٥﴾

59 - Şüphesiz zulmedenler için (önceki müşrik) arkadaşlarının azap payı gibi payları vardır. Artık azabımı acele istemesinler.

فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَ ﴿٠٦﴾

60 - Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o inkâr edenlerin hâline!

52-Tur

٢٥﴾ الطور

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالطُّورِۙ ﴿١﴾

وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ ﴿٢﴾

ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ ﴿٣﴾

وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ ﴿٤﴾

وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ ﴿٥﴾

وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ ﴿٦﴾

اِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِـعٌۙ ﴿٧﴾

(1-7) Tûr’a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, “Beyt-i Ma’mur”a , yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

مَا لَهُ مِنْ دَافِـعٍۙ ﴿٨﴾

8 - Onu geri çevirecek hiçbir şey yoktur.

يَوْمَ تَمُورُ السَّمَٓاءُ مَوْراًۙ ﴿٩﴾

9 - O gün gök şiddetle sallanıp çalkalanır.

وَتَس۪يرُ الْجِبَالُ سَيْراًۜ ﴿٠١﴾

10 - Dağlar yürüdükçe yürür.

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَۙ ﴿١١﴾

اَلَّذ۪ينَ هُمْ ف۪ي خَوْضٍ يَلْعَبُونَۢ ﴿٢١﴾

(11-12) İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay hâline!

يَوْمَ يُدَعُّونَ اِلٰى نَارِ جَهَنَّمَ دَعاًّۜ ﴿٣١﴾

هٰذِهِ النَّارُ الَّت۪ي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ ﴿٤١﴾

(13-14) Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, “İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir” denilir.