99-Zilzal

٩٩﴾ الزلزلة

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَاۙ ﴿١﴾

وَاَخْرَجَتِ الْاَرْضُ اَثْقَالَهَاۙ ﴿٢﴾

وَقَالَ الْاِنْسَانُ مَا لَهَاۚ ﴿٣﴾

(1-3) Yeryüzü kendine has bir sarsıntıya uğratıldığı, içindekileri dışarıya çıkarıp attığı ve insan, “Ona ne oluyor?” dediği zaman,

يَوْمَئِذٍ تُحَدِّثُ اَخْبَارَهَاۙ ﴿٤﴾

4 - İşte o gün, yer, kendi haberlerini anlatır.

بِاَنَّ رَبَّكَ اَوْحٰى لَهَاۜ ﴿٥﴾

5 - Çünkü Rabbin ona (öyle) vahyetmiştir.

يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ اَشْتَاتاً لِيُرَوْا اَعْمَالَهُمْۜ ﴿٦﴾

6 - O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır.

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُۜ ﴿٧﴾

7 - Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.

وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَراًّ يَرَهُ ﴿٨﴾

8 - Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.

100-Adiyat

٠٠١﴾ العاديات

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالْعَـادِيَاتِ ضَبْـحاًۙ ﴿١﴾

فَالْمُـورِيَاتِ قَـدْحاًۙ ﴿٢﴾

فَالْمُغ۪يرَاتِ صُبْحاًۙ ﴿٣﴾

فَاَثَرْنَ بِه۪ نَقْعاًۙ ﴿٤﴾

فَوَسَطْنَ بِه۪ جَمْعاًۙ ﴿٥﴾

اِنَّ الْاِنْسَانَ لِرَبِّه۪ لَكَنُودٌۚ ﴿٦﴾

(1-6) Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür.

وَاِنَّهُ عَلٰى ذٰلِكَ لَشَه۪يدٌۚ ﴿٧﴾

7 - Hiç şüphesiz buna kendisi de şahittir.

وَاِنَّهُ لِحُبِّ الْخَيْرِ لَشَد۪يدٌۜ ﴿٨﴾

8 - Hiç şüphesiz o, mal sevgisi sebebiyle çok katıdır.

اَفَلَا يَعْلَمُ اِذَا بُعْثِرَ مَا فِي الْقُبُورِۙ ﴿٩﴾

وَحُصِّلَ مَا فِي الصُّدُورِۙ ﴿٠١﴾

اِنَّ رَبَّهُمْ بِهِمْ يَوْمَئِذٍ لَخَب۪يرٌ ﴿١١﴾

(9-11) Acaba o bilmiyor mu ki, kabirlerde bulunanlar çıkarıldığı ve kalplerdeki ortaya konulduğu zaman, işte o gün onların Rabbi kendilerinin her hâlinden mutlaka haberdardır.