ف۪يهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌۚ ﴿٨٦﴾

68 - İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır.

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٩٦﴾

69 - O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

ف۪يهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌۚ ﴿٠٧﴾

70 - Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿١٧﴾

71 - O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِۚ ﴿٢٧﴾

72 - Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٣٧﴾

73 - O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَٓانٌّۚ ﴿٤٧﴾

74 - Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِۚ ﴿٥٧﴾

75 - O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍۚ ﴿٦٧﴾

76 - Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar, (nimetlenirler).

فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿٧٧﴾

77 - O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ ﴿٨٧﴾

78 - Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir.

56-Vakia

٦٥﴾ الواقعة

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

اِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ ﴿١﴾

لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌۢ ﴿٢﴾

(1-2) Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır.

خَافِضَةٌ رَافِعَةٌۙ ﴿٣﴾

اِذَا رُجَّتِ الْاَرْضُ رَجاًّۙ ﴿٤﴾

وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَساًّۙ ﴿٥﴾

فَكَانَتْ هَبَٓاءً مُنْبَثاًّۙ ﴿٦﴾

وَكُنْتُمْ اَزْوَاجاً ثَلٰثَةًۜ ﴿٧﴾

(3-7) Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır.

فَاَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ﴿٨﴾

8 - Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir!

وَاَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِ مَٓا اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ﴿٩﴾

9 - Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir!

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ ﴿٠١﴾

اُو۬لٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَۚ ﴿١١﴾

(10-11) (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah’a) yaklaştırılmış kimselerdir.

ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ ﴿٢١﴾

12 - Onlar, Naîm cennetlerindedirler.

ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿٣١﴾

وَقَل۪يلٌ مِنَ الْاٰخِر۪ينَۜ ﴿٤١﴾

(13-14) Onların çoğu öncekilerden, azı da sonrakilerdendir.

عَلٰى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍۙ ﴿٥١﴾

مُتَّكِـ۪ٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِل۪ينَ ﴿٦١﴾

(15-16) Onlar, karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevheratla işlenmiş tahtlar üzerindedirler.