اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ ﴿٨﴾

وَلِسَاناً وَشَفَتَيْنِۙ ﴿٩﴾

وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ ﴿٠١﴾

(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?

فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَۘ ﴿١١﴾

11 - Fakat o, sarp yokuşa atılmadı.

وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُۜ ﴿٢١﴾

12 - Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?

فَكُّ رَقَبَةٍۙ ﴿٣١﴾

13 - O tutsak bir boynu çözmek (köle azat etmek)tir.

اَوْ اِطْعَامٌ ف۪ي يَوْمٍ ذ۪ي مَسْغَبَةٍۙ ﴿٤١﴾

يَت۪يماً ذَا مَقْرَبَةٍۙ ﴿٥١﴾

اَوْ مِسْك۪يناً ذَا مَتْرَبَةٍۜ ﴿٦١﴾

(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.

ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ ﴿٧١﴾

اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ ﴿٨١﴾

(17-18) Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.

وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ ﴿٩١﴾

19 - Âyetlerimizi inkâr edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir.

عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ ﴿٠٢﴾

20 - Üzerlerinde etrafı sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.

91-Şems

١٩﴾ الشمس

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ

وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙۖ ﴿١﴾

1 - Güneşe ve onun aydınlığına andolsun,

وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙۖ ﴿٢﴾

2 - Onu izlediğinde Ay’a andolsun,

وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙۖ ﴿٣﴾

3 - Onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun,

وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙۖ ﴿٤﴾

4 - Onu bürüdüğünde geceye andolsun,

وَالسَّمَٓاءِ وَمَا بَنٰيهَاۙۖ ﴿٥﴾

5 - Göğe ve onu bina edene andolsun,

وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙۖ ﴿٦﴾

6 - Yere ve onu yayıp döşeyene andolsun,

وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙۖ ﴿٧﴾

فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ ﴿٨﴾

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ ﴿٩﴾

(7-9) Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.

وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ ﴿٠١﴾

10 - Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.

كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ ﴿١١﴾

11 - Semûd kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı.

اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ ﴿٢١﴾

12 - Hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılmıştı.

فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠ ﴿٣١﴾

13 - Allah’ın Resûlü de onlara şöyle demişti: “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.”

فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ ﴿٤١﴾

14 - Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları helâk etti ve kendilerini yerle bir etti.

وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا ﴿٥١﴾

15 - Allah, bunun sonucundan çekinmez de!