لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَ ﴿٠٤﴾

40 - “Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız” (dediler.)

فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْراً اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِب۪ينَ ﴿١٤﴾

41 - Sihirbazlar gelince, Firavun’a, “Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükâfat var mı?” dediler.

قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذاً لَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ ﴿٢٤﴾

42 - Firavun, “Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız” dedi.

قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ ﴿٣٤﴾

43 - Mûsâ onlara, “Hadi ortaya atacağınız şeyi atın” dedi.

فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ ﴿٤٤﴾

44 - Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve “Firavun’un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz” dediler.

فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَۚ ﴿٥٤﴾

45 - Mûsâ da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.

فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِد۪ينَۙ ﴿٦٤﴾

46 - Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿٧٤﴾

47 - “Âlemlerin Rabbine inandık” dediler.

رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ ﴿٨٤﴾

48 - “Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbi’ne.”

قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْۚ اِنَّهُ لَكَب۪يرُكُمُ الَّذ۪ي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَۜ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَع۪ينَ ﴿٩٤﴾

49 - Firavun, “Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi.

قَالُوا لَا ضَيْرَۘ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَۚ ﴿٠٥﴾

50 - Sihirbazlar şöyle dediler: “Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz.”

اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَٓا اَنْ كُنَّٓا اَوَّلَ الْمُؤْمِن۪ينَۜ۟ ﴿١٥﴾

51 - “(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.”

وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَاد۪ٓي اِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ ﴿٢٥﴾

52 - Biz Mûsâ’ya, “Kullarımı geceleyin yola çıkar, muhakkak ki takip edileceksiniz” diye vahyettik.

فَاَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۚ ﴿٣٥﴾

53 - Firavun da şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَشِرْذِمَةٌ قَل۪يلُونَۙ ﴿٤٥﴾

54 - Dedi ki, “Bunlar pek az ve önemsiz bir topluluktur.”

وَاِنَّهُمْ لَنَا لَـغَٓائِظُونَۙ ﴿٥٥﴾

55 - “Şüphesiz onlar bize öfke duyuyorlar.”

وَاِنَّا لَجَم۪يعٌ حَاذِرُونَۜ ﴿٦٥﴾

56 - “Ama biz uyanık ve tedbirli bir topluluğuz.”

فَاَخْرَجْنَاهُمْ مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ ﴿٧٥﴾

وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَر۪يمٍۙ ﴿٨٥﴾

(57-58) Biz de Firavun’un kavmini bahçelerden, pınar başlarından, servetlerden ve iyi bir konumdan çıkardık.

كَذٰلِكَۜ وَاَوْرَثْنَاهَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ ﴿٩٥﴾

59 - İşte böyle yaptık ve onlara, İsrailoğullarını mirasçı kıldık.

فَاَتْبَعُوهُمْ مُشْرِق۪ينَ ﴿٠٦﴾

60 - Firavun ve adamları gün doğarken onları takibe koyuldular.