وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى ﴿٣١﴾

13 - “Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.

اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي ﴿٤١﴾

14 - “Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.

اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى ﴿٥١﴾

15 - “Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim.

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى ﴿٦١﴾

16 - “Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helâk olursun!”

وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى ﴿٧١﴾

17 - “Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?”

قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى ﴿٨١﴾

18 - Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.

قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى ﴿٩١﴾

19 - Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi.

فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى ﴿٠٢﴾

20 - Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى ﴿١٢﴾

21 - Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.

وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ ﴿٢٢﴾

لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ ﴿٣٢﴾

(22-23) “Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın.

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟ ﴿٤٢﴾

24 - “Firavun’a git, çünkü o azmıştır.

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ ﴿٥٢﴾

25 - Mûsâ, dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.

وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ ﴿٦٢﴾

26 - “İşimi bana kolaylaştır.

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ ﴿٧٢﴾

يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ ﴿٨٢﴾

(27-28) “Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.

وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ ﴿٩٢﴾

29 - “Bana ailemden birini yardımcı yap,”

هٰرُونَ اَخ۪يۚ ﴿٠٣﴾

30 - “Kardeşim Hârûn’u.

اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ ﴿١٣﴾

31 - “Onunla gücümü artır.

وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ ﴿٢٣﴾

32 - “Onu işime ortak et.

كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يراًۙ ﴿٣٣﴾

33 - “Seni çok tespih edelim diye”,

وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ ﴿٤٣﴾

34 - “Seni çok zikredelim diye.

اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً ﴿٥٣﴾

35 - “Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin.

قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى ﴿٦٣﴾

36 - Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!”

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ ﴿٧٣﴾

37 - “Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk.