بَش۪يرًا وَنَذ۪يرًاۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَايَسْمَعُونَ﴿٤﴾

4. (Onu getiren elçi) müjdeci ve uyarıcıdır. Onların çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar dinlemezler.

وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓى اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓى اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّنَا عَامِلُونَ﴿٥﴾

5. “Kalplerimiz, sizin bizi çağırdığınız şeye (karşı) örtüler içindedir, kulaklarımızda da ağırlık var. Seninle bizim aramızda bir perde vardır. Sen (bildiğini yap) çalış, biz de çalışanlarız!” dediler.

قُلْ اِنَّمَٓا اَنَ۬ا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَىَّ اَنَّمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ﴿٦﴾

6. De ki: “Ben, ancak sizin gibi bir insanım. Bana ancak, İlâhınızın bir tek İlâh olduğu vahyolunuyor. O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Vay müşriklerin başına gelenlere!..”

اَلَّذ۪ينَ لَايُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِاْلاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ﴿٧﴾

7. Onlar ki zekâtı vermezler ve onlar, ahireti de inkâr ederler.

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟﴿٨﴾

8. Şüphesiz iman edip iyi şeyler yapanlar için, kesilmeyen bir mükâfat vardır.

قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ى خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ى يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُٓ اَنْدَادًاۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ﴿٩﴾

9. De ki: “Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı mı inkar ediyor ve O’na eşler (ortaklar) koşuyorsunuz? İşte O, âlemlerin Rabbidir.”

وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِىَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓى اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ﴿٠١﴾

10. Onda (yeryüzünde), üstünden sabit dağlar kıldı (koydu), ona bereket verdi.

{“Ey dağları zemin sefinesine hazineli direkler yapan Kadîr-i Zülcelal! Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın talimiyle ve Kur’an-ı Hakîminin dersiyle anladım ki, nasıl denizler acaibleriyle seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar; öyle de dağlar dahi, zelzele te’siratından zeminin sükûnetine ve içindeki dâhilî inkılâbat fırtınalarından sükûtuna ve denizlerin istilasından kurtulmasına ve havanın gazat-ı muzırradan tasfiyesine ve suyun muhafaza ve iddiharlarına ve zîhayatlara lâzım olan mâdenlerin hazinedarlığına ettiği hizmetleriyle ve hikmetleriyle seni tanıyorlar ve tanıttırıyorlar..” (Ş., Üçüncü Şua, s.49)

“Hayatı besleyip sağlamak üzere dağlar arza direk yapılmıştır. Çünki, dağlar suların mahzenidir. Havanın tarağıdır, tasfiye ediyor. Toprağın hâmisidir, denizin istilasından vikaye ediyor. Zâten hayatın direkleri bu unsurlardır.” (MN., Şemme, s.195)

“Dağlar, zîhayata ve insana lâzım olan bütün madenleri, ilâçları ve hayata lâzım şeyleri taşıyor ve birinin emriyle ve tedbiriyle gayet mükemmel bir hazine, bir anbar olduğu gibi.. zemin dahi bütün o zîhayatın erzaklarını bir Rezzak-ı Hakîm’in kuvvetiyle yetiştiren kemal-i mizan ve intizamla bir tarla, bir harman, bir matbahtır.” (Ş., On Beşinci Şua, Dokuzuncu Kelime, s.603. Ayrıca bk. S., Yirmi Beşinci Söz, Birinci Şule ve Otuz Üçüncü Söz, Altıncı Pencere, s.375 ve 658; M., Yirminci Mektub, İkinci Makam, Dördüncü Kelime, s.234)}


ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ﴿١١﴾

11. Sonra duman halindeki göğe yöneldi; ona ve yere: “İsteyerek yahut istemeyerek gelin!” dedi. Onlar da: “İsteyerek geldik!” dediler.

{“Yani ‘Ya arz! Ya semâ! İster istemez geliniz, hikmet ve kudretime râm olunuz. Ademden çıkıp, vücudda meşhergâh-ı san’atıma geliniz.’ dedi. Onlar da: ‘Biz kemal-i itaatle geliyoruz. Bize gösterdiğin her vazifeyi senin kuvvetinle göreceğiz.’ İşte kuvvet ve iradeyi tazammun eden hakikî ve nafiz şu emirlerin kuvvet ve ulviyetine bak.” (S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, Üçüncü Nur, s.430. Ayrıca bk. MN., Onuncu Risale, On Dördüncü Reşha, s.234; Mh., Birinci Makale, Birinci Mes’ele, İşaret, s.97)}

اِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ى كُنْتُمْ تُوعَدُونَ﴿٠٣﴾

30. Gerçekten “Rabbimiz Allah’dır.” deyip de, sonra dosdoğru olanların üzerine melekler iner; “Korkmayın, üzülmeyin, size va’dolunan Cennet’le sevinin!” derler.

نَحْنُ اَوْلِيَٓاؤُ۬كُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاٰخِرَةِۚ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَشْتَه۪ٓى اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَاتَدَّعُونَۜ﴿١٣﴾

31. “Biz sizin dünya hayatında da, ahirette de dostlarınınız. Sizin için orada canınızın çektiği her şey ve istediğiniz her şey vardır.”