فَلِذٰلِكَ فَادْعُۚ وَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَۚ وَلَا تَتَّبِعْ اَهْوَٓاءَهُمْۚ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍۚ وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْۜ لَنَٓا اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْۜ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْۜ اَللّٰهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَاۚ وَاِلَيْهِ الْمَص۪يرُۜ﴿٥١﴾

15. İşte bunun için davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların keyflerine uyma ve de ki: “Allah’ın kitaptan indirdiğine iman ettim. Aranızda adalet etmekle emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Bizimle sizin aranızda hiçbir düşmanlık yoktur. Allah, (kıyamet gününde) aramızı birleştirir (hükmünü verir). Dönüş yalnız O’nadır.”

{(bk. Hud Sûresi 112. âyet açıklaması, s.29)}

وَلَوْ بَسَطَ اللّٰهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِه۪ لَبَغَوْا فِى الْاَرْضِ وَلٰكِنْ يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَايَشَٓاءُۜ اِنَّهُ بِعِبَادِه۪ خَب۪يرٌ بَص۪يرٌ﴿٧٢﴾

27. Eğer Allah, kulları için rızkı genişletse (bol bol verse) idi, elbette yeryüzünde azarlardı. Ancak (rızkı) dilediği miktarda indirir. Şüphesiz O, kullarından haberdar, çok iyi görendir.

وَهُوَ الَّذ۪ى يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَاقَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُۜ وَهُوَ الْوَلِىُّ الْحَم۪يدُ﴿٨٢﴾

28. O ki, yağmuru, (kullar) ümit kestikten sonra indirir ve rahmetini yayar. O, gerçek dost, övgüye layıktır.

{“Sonra küçük küçük taifeler bir ordu teşkil eder gibi, o parça parça bulutları te’lif edip, -kıyamette seyyar dağlar cesamet ve şeklinde ve rutubet ve beyazlık cihetinde kar ve dolu keyfiyetinde olan- o sehab parçalarından âb-ı hayatı bütün zîhayata gönderiyor. Fakat o göndermekte bir irade, bir kasd görünüyor. Hâcâta göre geliyor; demek gönderiliyor. Cevv berrak, safi, hiçbir şey yokken bir mahşer-i acaib gibi dağvari parçalar kendi kendine toplanmıyor; belki zîhayatı tanıyan birisidir ki, gönderiyor.” (S., Yirmi Beşinci Söz, İkinci Şule, Yedinci Sırr-ı Belâgat, s.424)

“Yağmur taneleri sayısınca menfaatler ve katreleri adedince rahmanî cilveler ve reşhaları mikdarınca hikmetler içinde bulunuyor. Hem o şirin ve latif ve mübarek katreler o kadar muntazam ve güzel halkediliyor ki, hususan yaz mevsiminde gelen dolu o kadar mizan ve intizam ile gönderiliyor ve iniyor ki; fırtınalar ile çalkanan ve büyük şeyleri çarpıştıran şiddetli rüzgârlar, onların müvazene ve intizamlarını bozmuyor; katreleri birbirine çarpıp, birleştirip, zararlı kütleler yapmıyor. Ve bunlar gibi çok hakîmane işlerde ve bilhâssa zîhayatta çalıştırılan basit ve camid ve şuursuz müvellidülma’ ve müvellidülhumuza (hidrojen-oksijen) gibi iki basit maddeden terekküb eden bu su, yüzbinlerle hikmetli ve şuurlu ve muhtelif hizmetlerde ve san’atlarda istihdam ediliyor. Demek bu tecessüm etmiş ayn-ı rahmet olan yağmur, ancak bir Rahman-ı Rahîm’in hazine-i gaybiye-i rahmetinde yapılıyor ve nüzulüyle;

وَهُوَ الَّذِى يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ ماقَنَطُوا وَ يَنْشُرُ رَحْمَتَهُ

âyetini maddeten tefsir ediyor.” (Ş., Yedinci Şua, Birinci Makamın İkinci Mertebesi, s.109. Ayrıca bk. S., Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Yedinci Pencere, s.680; L., Otuzuncu Lem’a, Beşinci Nükte, Üçüncü Remiz, s.333)}


وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَثَّ ف۪يهِمَا مِنْ دَٓابَّةٍۜ وَهُوَ عَلٰى جَمْعِهِمْ اِذَا يَشَٓاءُ قَد۪يرٌ۟﴿٩٢﴾

29. Gökleri, yeri ve bu ikisinde yaydığı canlıları yaratması, O’nun (varlık) delillerindendir. O, dilediği zaman onları (tekrar) toplamağa kadirdir.

فَمَٓا اُو۫ت۪يتُمْ مِنْ شَىْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِخَيْرٌ وَاَبْقٰى لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ﴿٦٣﴾

36. Size verilen şey, dünya hayatının geçimliğidir. Allah’ın katındaki ise iman eden ve Rablerine tevekkül edenler için, daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

وَالَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ اْلاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَاِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَۚ﴿٧٣﴾

37. Büyük günahlardan sakınanlar ve kızdıkları zaman bağışlayanlar için (daha hayırlıdır).

وَالَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ۬ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْ۬ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۚ﴿٨٣﴾

38. Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri aralarında danışma ile olanlar ve kendilerine rızk ettiğimiz şeylerden (hak yolunda) harcayanlar için (daha hayırlıdır).

{“Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyedeki saadetlerinin anahtarı, meşveret-i şer’iyedir.

وَاَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ

âyet-i kerimesi, şûrayı esas olarak emrediyor. Evet nasılki nev’-i beşerdeki ‘telahuk-u efkâr’ ünvanı altında asırlar ve zamanların tarih vasıtasıyla birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyatı ve fünununun esası olduğu gibi; en büyük kıt’a olan Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi o şûrâ-yı hakikiyeyi yapmamasıdır. Asya Kıt’asının ve istikbâlinin keşşafı ve miftahı şûra’dır.” (HŞ., Altıncı Kelime, s.60. Ayrıca bk. Âl-i İmran Sûresi 159. âyet açıklaması, s.9)}


وَالَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَهُمُ الْبَغْىُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ﴿٩٣﴾

39. Başlarına bir zulüm geldiği zaman intikam alanlar için (daha hayırlıdır).

وَجَزٰٓوُ۬ٔا سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُهَاۚ فَمَنْ عَفَا وَاَصْلَحَ فَاَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّهُ لَايُحِبُّ الظَّالِم۪ينَ﴿٠٤﴾

40. Bir kötülüğün cezası benzeri bir kötülüktür. Kim affeder ve düzeltirse, onun mükafatı Allah’ın üzerinedir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.