وَمَا تَكُونُ ف۪ى شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَاتَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُودًا اِذْ تُف۪يضُونَ ف۪يهِۜ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَٓاءِ وَلَٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرَ اِلَّا ف۪ى كِتَابٍ مُب۪ينٍ﴿١٦﴾

61. Hangi durumda olursan, Kur’an’dan ne okursan, ne amel yaparsan, mutlaka siz ona giriştiğiniz zaman biz üzerinizde şahit idik. Ne yerde, ne gökte, zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, mutlaka apaçık bir kitaptadır.

{“Nasıl küçük küçük cüzdanlar, büyük bir kütüğün vücudunu ihsâs eder ve küçük küçük senetler, bir defter-i kebîrin bulunduğunu iş’ar eder ve küçük kesretli tereşşuhâtlar, büyük bir su menbaını işmâm eder. Aynen öyle de:Küçük küçük cüzdanlar hükmünde, hem birer küçük Levh-i Mahfuz manasında; hem büyük Levh-i Mahfuzu yazan kalemden tereşşuh eden küçük küçük noktalar suretinde olan benî beşerin kuvve-i haızaları, ağaçların meyveleri, meyvelerin çekirdekleri, tohumları, elbette bir hâfıza-i kübrâyı, bir defter-i ekberi, bir Levh-i Mahfûz-u Azamı ihsas eder, iş’âr eder ve ispat eder, belki keskin akıllara gösterir.” (S., Onuncu Söz Yedinci Suret, HAŞİYE, s.53)}

اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَاخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَاهُمْ يَحْزَنُونَۚ﴿٢٦﴾

62. Haberiniz olsun ki, Allah’ın veli kullarına korku yoktur. Onlar üzülmezler de.

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَۜ﴿٣٦﴾

63. Onlar ki iman ettiler ve korkuyorlardı.

لَهُمُ الْبُشْرٰى فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاٰخِرَةِۜ لَاتَبْد۪يلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۜ﴿٤٦﴾

64. Onlar için dünya hayatında da, ahirette de müjde vardır. Allah’ın kelimeleri için değişme yoktur. İşte büyük kurtuluş budur.

{“Hülâsa: Ayık olan sana tâbi olmaz. Ancak siyaset şarabıyla veya şöhret hırsıyla veya rikkat-i cinsiyeyle veya felsefenin dalâletiyle veya medeniyetin sefahetiyle sarhoş olanlar, senin meşrep ve mesleğine tâbi olurlar. Fakat insanın başına indirilen darbeler ve yüzüne vurulan tokatlar, onun sarhoşluğunu izâleyle ayıltacaktır. Ve keza, insan hayvan gibi yalnız zaman-ı halle müptelâ ve meşgul değildir. Belki müstakbelin korkusu ve mazinin hüzün ve kederiyle hal elemlerine mâruzdur. Fakat kendisini şakî, dâll, ahmaklardan addetmeyen adam, Kur’ân’ın şu beşaretini dinlesin:…” (MN., Onuncu Risale, s.220. Ayrıca bk. NİK.,Üçüncü Ders sonu, s.32)}

وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۢ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَم۪يعًاۜ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ﴿٥٦﴾

65. Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz bütün izzet / kuvvet Allah’ındır. O, hakkıyle işiten, kemaliyle bilendir.

اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِۜ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ﴿٦٦﴾

66. Bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa, Allah’ındır. Allah’tan başkasına ibadet edenler de, ortaklara (putlara) tâbi olmuyorlar. Onlar ancak zanna tabi oluyorlar ve onlar ancak yalan söylüyorlar.

{“Maahaza, şerik hadd-i zâtında mümteni’dir. Bir ferdinin vücudu mümkün değildir. Çünki kudret-i kâmilenin tesiri gayr-ı mütenahîdir. Şerik olduğu takdirde, kudretin tesiri mahdud olur. Mütenahî olmadığı halde mütenahî olur, inkıtaa uğrar. Bu ise, birkaç cihetten muhaldir. Öyle ise istiklal ve infirad, uluhiyet için zâtî hâssalardır."

"Maahazâ, şerike bir mahal, bir makam, bir îmkan-ı zâtî yoktur. Ve şerikin vücudu hakkında ne bir delil ve ne de bir delilden neş’et eden bir ihtimal ve ne de bir emâre ve kâinatın hiçbir cihetinde şerike bir mevzi yokrur. Bilâkis hangi şeye, hangi cihete bakılırsa tevhid sikkesi görünür. Demek, müessir-i hakikî ancak ve ancak Allah’tır.” (MN., Katre, s.59)}


هُوَ الَّذ۪ى جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا ف۪يهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًاۜ اِنَّ ف۪ى ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ﴿٧٦﴾

67. O (Allah) ki, geceyi dinlenmeniz için karanlık, gündüzü de (çalışmanız için) aydınlık kıldı. Şüphesiz bunda dinleyen bir toplum için elbette deliller (ibretler) vardır.

وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۚ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِه۪ۜ يُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ﴿٧٠١﴾

107. Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, O’dan başka onu kaldıracak yoktur. Eğer sana bir hayır isterse, O’nun lütfunu reddedecek kimse yoktur. Onu (lütfunu) kullarından dilediğine isabet ettirir. O, çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.

{“Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma. Onlara tezellül edip minnet çekme. Onlara temellük edip boyun eğme. Onların arkasına düşüp zahmet çekme. Onlardan korkup titreme. Çünkü Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı Onun yanında, her şeyin dizgini Onun elindedir. Her şey Onun emriyle halledilir. Onu bulsan, her matlubunu buldun; hadsiz minnetlerden, korkulardan kurtuldun.” (M., Yirminci Mektub, Birinci Makam, İkinci Kelime, s.224; As., Onuncu Hüccet-i İmaniye, s.227)}

Yükleniyor...