وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ى مُسْتَق۪يمًا فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ﴿٣٥١﴾

153. Bu, benim doğru yolumdur, siz de ona tâbi olun; başka yollara gitmeyin ki, sonra sizi O’nun yolundan ayırır. İşte size bunu tavsiye etti; belki (kötülüklerden) sakınırsınız.

مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزٰٓى اِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ﴿٠٦١﴾

160. Kim iyilikle gelirse, ona onun on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse, ancak misli ile cezalanır. Onlara haksızlık edilmez.

{“İşte ey gafil insan! Bak Cenâb-ı Hakk’ın fazlına ve keremine! Seyyieyi bir iken bin yazmak, haseneyi bir yazmak veya hiç yazmamak adalet olduğu halde; bir seyyieyi bir yazar, bir haseneyi on, bazen yetmiş, bazen yedi yüz,bazen yedi bin yazar. Hem şu nükteden anla ki; o müdhiş Cehennem’e girmek ceza-yı ameldir, ayn-ı adildir. Fakat Cennet’e girmek, mahz-ı fazıldır” (S., Yirmi Üçüncü Söz, İkinci Mebhas, Birinci Nükte, s.321. Ayrıca bk. NİK., Altıncı Ders, s.46)}

قُلْ اِنَّن۪ى هَدٰين۪ى رَبّ۪ٓى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍۚ د۪ينًا قِيَمًا مِلَّةَ اِبْرٰه۪يمَ حَن۪يفًاۚ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ﴿١٦١﴾

161. De ki: Şüphesiz beni Rabbim doğru bir yola, hakka yönelen İbrahim’in dosdoğru tevhid dinine hidayet etti. O, müşriklerden değildi.

{“Hem nasılki bu âyet Risale-in Nur’a ismiyle bakıyor, öyle de Onun isthzarat zamanına da bakar. Çünki

هَدَ ينىِ رَبِّى اِلى صِرَاطٍ مُسْتَفِيمٍ

in makam-ı cifrîsi bin üçyüz onaltı ederek Risalet-ün-Nur müellifinin ihtiyarsız olarak istihzarat-ı Nuriye’de bulunduğu ve umum mâlumatını Kur’ân’ın fehmine basamaklar yaptğı en hararetli tarih olan bin üçyüz onaltı adedine tam tamına tevâfuku elbette evvelki işâratı te’yid ve onunla teeyyüd ederek Risalet-ün-Nur’u daire-i harîmine remzen belki işareten dâhil ediyor..” (Ş., Birinci Şua, Yirmi Birinci Âyet, s.707)}


قُلْ اِنَّ صَلَات۪ى وَنُسُك۪ى وَمَحْيَاىَ وَمَمَات۪ى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ﴿٢٦١﴾

162. De ki: Şüphesiz namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.

لَا شَر۪يكَ لَهُۚ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَ۬ا اَوَّلُ الْمُسْلِم۪ينَ﴿٣٦١﴾

163. O’nun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.

قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَبْغ۪ى رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَىْءٍۜ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ اِلَّا عَلَيْهَاۚ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۚ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ﴿٤٦١﴾

164. De ki: Allah’tan başka Rab mi arayacağım? O ki, her şeyin Rabbidir. Her nefis ancak kendi aleyhine kazanır. Bir günahkar bir başkasının günahını taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir; ihtilaf ettiğiniz şeyleri size haber verir.

{“Bir taifede, bir cerayandan, bir aşiretten bir ferdin hatasiyle o taifenin, o cereyanın, o aşiretin bütün ferdleri mahkûm ve düşman ve mes’ul tevehhüm ediliyor. Bir hata, binler hata hükmüne geçiriliyor. (…) Kur’anın bir kanun-u esâsîsi, muhabbet ve uhuvvet-i hakikiyeyei te’min eden ve bu Millet-i İslâmiye’yi ve memleketi büyük tehlikeden kurtaran bu kanun-u esâsî ki, ‘Birisinin hatasıyle başkası mes’ul olamaz.’ Kardeşi de olsa, aşireti ve taifesi de olsa, partisi de olsa o cinayete şerik sayılmaz. Olsa olsa o cinayete bir nevi tarafgirlikle yalnız mânevî günahkâr olup âhirette mes’ul olur; dünyada değil…” (EL-II. Başvekile ve dindar Meb’uslara.., s.82. Ayrıca bk. M., Yirmi İkinci Mektub, s.264; EL-II., Başvekil Adnan Menderes’e Mektub, s.172; STİ., s.27, 56)}

وَهُوَ الَّذ۪ى جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ الْاَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ ف۪ى مَٓا اٰتٰيكُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ سَر۪يعُ الْعِقَابِۘ وَاِنَّهُ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ﴿٥٦١﴾

165. O ki, sizi yeryüzünün halifeleri kıldı ve kiminizi kiminizin üstüne derecelerle yükseltti ki verdiklerinde sizi denesin. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, elbette çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.