هُوَ الَّذ۪ى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولاً فَامْشُوا ف۪ى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِه۪ۜ وَاِلَيْهِ النُّشُورُ﴿٥١﴾

15. O ki, yeryüzünü sizin için hor kıldı; onun omuzlarında yürüyün ve O’nun rızkından yiyin. Dönüş yalnız O’nadır.

{“Zemini gayet muntazam ve selâmetli bir gemi ve zîhayatları rızıklarıyla beraber içine doldurmuş, kâinat denizinde çok hikmetler ve menfaatler için seyahatla güneş etrafında gezdirip mevsimlerin mahsulâtını erzak isteyenlere getirir ve ‘Sevr’ ve ‘Hut’ namlarında iki meleği o sefineye kaptan yapmış, gayet güzel ve muhteşem memleket-i Rabbaniyede Hâlık-ı Zülcelal’in mahlukat ve misafirlerini keyiflendirmek için gezdiriyor.” (Ş., On Beşinci Şua, İkinci Makam, Birinci Numune, s.637. Ayrıca bk. S., Yirminci Söz, İkinci Makam, s.257; M., Üçüncü Mektub, s.16)}

ءَاَمِنْتُمْ مَنْ فِى السَّمَٓاءِ اَنْ يَخْسِفَ بِكُمُ الْاَرْضَ فَاِذَا هِىَ تَمُورُۙ﴿٦١﴾

16. Göktekinden, sizi yere batırmasından emin mi oldunuz? Bir de o (yer) sallanıyor.

اَمْ اَمِنْتُمْ مَنْ فِى السَّمَٓاءِ اَنْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًاۜ فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذ۪يرِ﴿٧١﴾

17. Yoksa göktekinden, üzerinize taş yağmuru göndermesinden emin mi oldunuz? (Fakat) uyarım nasılmış, bileceksiniz!

وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ﴿٨١﴾

18. Andolsun, gerçekten kendilerinden öncekiler (peygamberleri)de yalanladılar. (Ama benim) intikamım nasıl oldu?

اَوَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٓافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَۜ مَايُمْسِكُهُنَّ اِلَّا الرَّحْمٰنُۜ اِنَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ بَص۪يرٌ﴿٩١﴾

19. Üstlerinde kanat açarak ve kapatarak uçan kuşlara bakmadılar mı? Onları ancak Rahman (havada) tutuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyle görendir.

{“Emir ve izn-i İlâhî ve havl ve kuvvet-i Rabbaniye ile, umum hayvanatın melaikeden bir çobanı, bir nâzırı olduğu gibi; kuş taifesinin de bir çobanı var. Onlar bilmese de, emr-i İlahî ile ve ilham-ı Rabbanî ile çobanları onları sevkeder. O sevk-i fıtrî ise, kuşlara gelen ilhama dayanır. Kuşlar, ilhama mazhardırlar ki; yaşı bir günlük bir arı yavrusu, havada bir gün mesafede gider; o ilham-ı fıtrî ile, o sevk-i Rabbanî ile yolunu şaşırmadan dönüp, gelip yuvasına girer.” (EL-I., Mânen maruz kaldığım iki şıklı bir sualin cevabıdır İkinci Şık, s.92. Ayrıca bk. Ş., Yedinci Şua, Birinci Makamın Yedinci Mertebesi, s.116)}

اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ى هُوَ جُنْدٌ لَكُمْ يَنْصُرُكُمْ مِنْ دُونِ الرَّحْمٰنِۜ اِنِ الْكَافِرُونَ اِلَّا ف۪ى غُرُورٍۚ﴿٠٢﴾

20. Yoksa size, Allah’tan başka yardım edecek ordunuz şunlar mıdır(hani kimlerdir)? Kafirler, ancak bir aldanma içindedir.

اَمَّنْ هٰذَا الَّذ۪ى يَرْزُقُكُمْ اِنْ اَمْسَكَ رِزْقَهُۚ بَلْ لَجُّوا ف۪ى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ﴿١٢﴾

21. Yoksa rızkını sizden kestiği takdirde, size rızk verecek olan (kimlerdir) şunlar mıdır? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette ısrar ettiler.

اَفَمَنْ يَمْش۪ى مُكِبًّا عَلٰى وَجْهِه۪ٓ اَهْدٰٓى اَمَّنْ يَمْش۪ى سَوِيًّا عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ﴿٢٢﴾

22. Yüzü üstü düşerek yürüyen mi daha doğru yoldadır yoksa dosdoğru yolda dümdüz yürüyen mi?

قُلْ هُوَ الَّذ۪ٓى اَنْشَاَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْئِدَةَۜ قَل۪يلاً مَاتَشْكُرُونَ﴿٣٢﴾

23. De ki: “O’dur ki, sizi meydana getirdi ve size kulaklar, gözler ve gönüller verdi. Ne de az şükrediyorsunuz!”

قُلْ هُوَ الَّذ۪ى ذَرَاَكُمْ فِى الْاَرْضِ وَاِلَيْهِ تُحْشَرُونَ﴿٤٢﴾

24. De ki: “O’dur ki, sizi yeryüzünde yarattı ve yalnız O’na (O’nun huzuruna) toplanacaksınız.

وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ﴿٥٢﴾

25. Diyorlar ki: “Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad (edilen kıyamet ve mahşer) ne zamandır?”

قُلْ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ۬ وَاِنَّمَٓا اَنَ۬ا نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌ﴿٦٢﴾

26. De ki: “O bilgi ancak Allah’ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.

فَلَمَّا رَاَوْهُ زُلْفَةً س۪ٓيئَتْ وُجُوهُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَق۪يلَ هٰذَا الَّذ۪ى كُنْتُمْ بِه۪ تَدَّعُونَ﴿٧٢﴾

27. Onu (azabı) yakın gördükleri zaman, kafirlerin yüzü kötüleşir ve (kendilerine): “İşte iddia ettiğiniz şey budur!” denir.