Himmeti tatmin etmez, şevki de teskin etmez, zevki de taltif etmez. Öyle ise o medlûlü, ya cam gibi etmeli, ya her taraf delmeli; harice baktırmalı, zeka çıksın ziyaya.

Zira haric geniştir, meydan-ı cevelandır, hakâik-ı sabitedir. O küçücük zihninde, medlûlün parçasından, diktiğin ankebutî dâm-ı vehm ü hevaya.

Bir sineğe dar gelen, bir gömleği getirme, Arş, kürsiye giydirme. Sinek kanadı kadar, küçücük bir harita, vesveseye sermaye.

Sahife-i medlûlde, zihinde tersim edersin; sonra onun içinde, kendini kaybedersin. At koşturmak istersin, bak dahi bu belaya.

Ey maddeperest, tabiatla âlûde, kör kuvvet de kör etmiş, lafz ve sûret aldatmış; bırak dehâ-yı fennî, tâ çıkasın hüdaya.

Beş perdeden bir perde, sana misâl gösterdim, ki beşinci en küçüğü, başkaları kıyas et. Safsata-i maddiyûn, seni atar gayyaya,

Sarıl silsile-i semaya. İsâl eder o bizi, tâ cennet-i âlâya.

* * *


Dua Muhal Hem Ma'siyet Olmamalı

Dua kat'an samimî ise, kabul olur; gehî aynen gehî mânen. Fakat şart-ı taleb, de'b-i edeb, daim olur lâzım; edeb yoksa niyaz olmaz.

Tehevvüskârî, nâzvârî, itabvârî dua olmaz. Muhalî ya muhalvârî, nizam u hikmete uymaz umuru istemek olmaz.

Nihayetli emirde, bir nihayetsiz aded olmaz. Bana ver aksal-gayâtı, tecavüzkârî bir nazdır, niyazî bir dua olmaz.

عَدَدَ مَعْلُومَاتِ اللّٰهِ

Veya mikdare makdurat, dua mikyası kaldırmaz. Meğer olsa kinâyat kesrete, o da niyet ister, her dem niyet bulunmaz.

* * *